Alevilik Bilgileri

ANALAR - ALEVİLİKTE ÖNEMLİ ANALAR

Analar – Alevilikte önemli Analar

Ana = Ebe, Bacı, Alevi-Bektaşilikte Cemi yürüten taliplerin bağlı olduğu bayan inanç önderi Pir ana /bacı, veya dedenin eşi. Fatma Ana, Kadıncık Ana. Ocaklarda ana, pirin eşi veya kızıdır. Analar da, pir ve dedeler gibi yolun hizmetlisidirler. Genelde dedelerin/pirlerin cem yürütmelerine karşılık; bazen kendini yetiştirmiş ve taliplerden rızalık almış anaların da cem yürüttükleri görülmektedir.

Örneğin: Hz. Hatice Hz. Muhammed’in ilk eşidir.

Hatice Muhammed ile 40 yaşında evlendi. Babasının adı Hüveylid, annesininki Fatıma’dır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak milâdi 555 dir. Kureyş kabilesindendir. Daha önce iki kez evlenmiş ve ikinci kocasının ölümünden sonra kendi adına ticaret yapacak bir adam görevlendirmeyi adet edinmişti. Şam’a gönderdiği kervanların birine başkan olarak güvendiği Muhammed’i tayin etmiştir. Normalde bir kureyşliye ödenen miktarın iki katını vermiştir. Hatice bir gün rüyasında gökteki ayın hanesine girdigini ve daha sonra koynuna girdiğini görmüş rüyasını kuzeni varakayla paylaşmış ve kuzeni gelecek olan son peygamberin eşi olacağını müjdelemiştir. Kervanın dönüşünde Muhammed’in yanında bulunan Hatice’ye ait köle, Muhammed’in iki tarafında iki melek gördügünü söylemiş Hatice de bu olaydan önce gördügü rüyayı hatırlamış, Muhammed’in gelecek olan son peygamber olduğunu anlayıp evlenme teklif etmiştir. Muhammed’in bu teklifi kabul etmesiyle evlenmişlerdir. Mehir olarak 20 dişi deve Hatice’ye verilmiştir.

Hatice’nin Muhammed’den iki oglu ve dört kızı toplam 6 çocuğu olmuş fakat erkek çocuklarının ikiside küçük yaşta vefat etmiştir. Mutlu ve ahenkli bir evlilikleri vardı ve hiç bozulmadı. Hatice Muhammed’e hem eş hem iyi bir arkadaş hem de danışman olmuştur. İlk müslüman kadın olmuş ve eşini hiçbir zaman yalnız bırakmamıştır.

619 yılında vefat ettiğinde yaklaşık 65 yaşındaydı, Muhammed onu hiçbir zaman unutmadı her daim ondan onun ahlakından bahsetti. Alemlerdeki kadınların en iyisi dört tanedir: İmran kızı Meryem, Mezahim kızı Asiye, Hüveylid kızı Hatice ve Muhammed kızı Fatıma” “Muhammed bu dört kadını alemlerin en iyi kadınları olarak saydıktan sonra Fatıma’yı hem dünyada, hem de ahirette diğer üçüne üstün kılmıştır.”

Hz. FATMA (FATMA ANA)

Hz. Fatma’yı tanımlarken şu belirtilenler az gelir. Hz. Fatma, hayırlı bir evlat, sadık bir eş, mükemmel bir anne. Bütün bu sıfatlar; hayırlı, iyi, mükemmel, sadık Hz. Fatma’yı anlatmaya, tanıtmaya, tanımlamaya yetmez. Hz. Fatma İslam tarihinde önemi yadsınamayacak bir kişidir. O her zaman iyi örneklerle anıldı Hz.Fatma, Hz. Peygamberin kızıdır 614, yılında dünyaya gelmistir. Hz. Ali’nin eşidir ve Hasan ile Hüseyin’in annesidir.

624’de, babası peygamberin kuzeni Ali ile evlendi. 632 yılında hakka yürümüş. Naaşı, kendi isteği doğrultusunda, geceyarısı ve gizlice gömüldü, halen mezarı bilinmemektedir. Fatma babasının vefatından kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Çok genç yaşında hakka yürümesine rağmen, o hep saygıyla anıldı:

Hz. Fatma’nın genç yaşta vefat etmesinin sebebi, kendisine ve ailesine yapılan haksızlıklardır. Fedek hurmalığı olayı, Hz. Fatma’yı büsbütün yıkmıştır. Hz. Muhammed’in sağlığında Hz. Fatma’ya ve ailesine gösterilen saygı ve hürmet, peygamberin vefatından sonra kine dönüştü. Hz. Fatma’ya yapılan haksızlıklar tarih boyunca onun soyuna karşı sürdürüldü. Hz. Fatma, Aleviler açısından kutsal bir insandır. Her şeyden önce anadır.

Alevilikte “Ana” kavramı saygıyı, saygınlığı ifade ediyor. Dolayısıyla da Fatma Ana’yı temsil ediyor. Fatıma, Ali bin Ebu Talib ile olan evliliğinde, ikisi kız, ikisi oğlan olmak üzere dört çocuk sahibi olmuştur. Beşinci erkek çocuğuna (Muhsin ibn Ali) hamileyken, düşmanları tarafından fiziksel şiddete maruz kalmış ve çocuğunu düşürmüştür.

Çocuklarının isimleri;

1-Hasan ibn Ali

2-Hüseyin ibn Ali

3-Ümmügülsüm bint Ali

4-Zeynep bint Ali

5-Muhsin ibn Ali

Hz. Zeynep

Zeynep adı Alevi toplumunda yiğitliğin adı olarak bilinir. Bu yiğitlik kültünün oluşumunu Hz. Zeynep gerçekleştirmiştir. Aslında Zeynep adı salt yiğitlik için değil, aynı zamanda doğruluğun, mertliğin, zalimin zulmüne direnmenin, hakkaniyetin, fedakârlığın… da adıdır. İşte Zeynep isminde sembolleşen bu değerlerin yaratıcısı Hz. Zeynep’tir.

Hüsniye

Hüsniye, en önemli Alevi kitaplarından birinin kahramanıdır. Hüsniye adı ile bilinen bu kitapta, Alevi-Sünni inancı arasındaki temel farklılık diyalog yoluyla yansıtılmakta. Bu kitapta kısaca Hüsniye’nin özgeçmişi de yer almaktadır. Bu özgeçmişe göre Hüsniye, İmam Caferi Sadık’ın yanında eğitim almış, o saygıdeğer, ilim irfan sahibi imamın özel hizmetinde bulunmuş, bu vesileyle kendisini bilgi ve birikim açısından tam olarak yetkinleştirmişti. Bilindiği gibi altıncı imam Caferi Sadık, salt dini konularda değil, bir çok bilim dalında da zamanın en önemli bilginiydi. Hüsniye, canı pahasına değerlerini korkusuzca savunmuştur. Bir tarafta koskoca halife ve onlarca bilgin, diğer tarafta tek başına bir kadın. Kazanan Hüsniye oluyordu. Hüsniye’nin yaptığı tartışmalar günümüzde de Ehlibeyt taraftarlarına güç ve bilgi vermekte. Önderlik de bu olsa gerek. Yapılanların, söylenenlerin zaman ve mekânı aşarak evrenselleşmesi. Hüsniye bunu başarmıştır.

Kadıncık Ana = Pir Ana, Hünkarın Sulucakarahöyük’e (Hacıbektaş) geldiğinde yanında kaldığı ve sonra ona hizmet eden, görüşlerini yaşatan, Alevilikte önemli yeri olan kadın. Bacıyanı Rum, Anadolu kadın teşkilatının lideri.



DEDELİK KURUMU VE OCAKLAR

Dedelik kurumu ve ocaklar

Ocakların İmamlarla bağlantısı ve Ocak Sistemi

Ocak, Anadolu halk inançlarında büyük yer tutar. Bunun eski geleneklerle bağlantılı olduğuna dair birçok araştırmacı görüş belirtmiştir “soy ve sülale” anlamında da kullanıla gelmiştir.

Her Dede veya ana ailesi bir ocağa dahildir. Onun temsil ettiği değerlere büyük kutsallık ve manevi güç atfedilir. Aleviler arasında da ocaklara karşı büyük bir saygı vardır. Ocaklarla ilgili olağanüstü birçok kerametlerin sözkonusu olduğu olay (menkıbe) dilden dile aktarılır. Ocak ailelerine mensup olmak bazı özel ayrıcalıkları da beraberinde getirmiştir.

Genel olarak Alevi-Bektaşi topluluklar cemaat yapılanması bakımından dergahlar ve ocaklara bağlıdırlar. Toplumsal planda dergah ve ocak disiplini esastır. Bu organizasyon kutsal temellere dayanmaktadır çünkü bu ocakları oluşturmuş aileler keramet sahibi ululardan gelmektedir. Bu ulu kişiler, aynı zamanda İslam Peygamberinin ve Ehlibeytinin soyuna dayanmaktadır. “Hak-Muhammed-Ali Yolu” olarak adlandırılan ve kutsanan bu yol, Ehlibeyte dayanan dede aileleri yani “Ocaklar” aracılığıyla yüzyıllardır süregelmektedir.

Alevi Ocakları, örneğin; Dede Garkın, Sarı Saltuk ve Hıdır Abdal gibi Alevi geleneğinin evlad-ı resul (seyyid) saydığı ve kutsal kabul ettiği din ulularının adlarını taşımaktadır. Ocaklar zaman içerisinde, bu kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik görevinin ocakzade dedeler (seyyidler) tarafından yerine getirilmesi bir gelenek halini almıştır.

Hem kaynaklar ve hem de sözlü geleneğe göre Dede ocaklarına adlarını veren şahsiyetlerin bu konumlarını belirleyen üç önemli unsur vardır:

Soy: Ocak Ulularının bazıları gerçekten soy yoluyla Hz. Ali’ye bağlanmaktadır. Şecerelere her ne kadar ihtiyatla yaklaşmak gerekse de bunların tümünün düzmece olduğunu iddia etmek de doğru değildir. Demek ki bazı ocak uluları gerçekten Hz. Ali soyundan gelen ocakzade bir soya mensupturlar.

Keramet: Yine sözlü geleneğe ve şecerelerde yazılanlara göre bazı ocak uluları da olağanüstü güçlere sahip olmaları ve keramet göstermeleri nedeniyle ocak kurucusu olmuşlardır ki bazı Dedeler de onların soylarından gelmektedirler. Bu kerametler arasında ateşe hükmetme, zehir içme, duvarı yürütmek gibi kerametler sayılabilir.

Hizmet: Bazı ocak uluları da Hacı Bektaş Veli dergahında yaptıkları hizmetleri karşılığında Alevileri özellikle inanç ve ibadet konularında eğitmek üzere görevlendirmişlerdir. Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Seyit Cemal, Güvenç Abdal gibi bazı ocak ulularını Anadolu’ya Alevi taliplere dedelik yapmak üzere göndermiştir.

Bu konuda farklı Alevi-Bektaşi grupların mensup oldukları ocak sahipleri;

Dedebabalar, Çelebiler, Ocakzade Dedeler, Babalar ve Dikme Dedeler, ocakların oluşum zamanı konusunda farklı görüşler ileri sürmektedirler. Bu görüşleri genel olarak şu şekilde özetlemek olanaklıdır:

  • Alevi Ocakları Hacı Bektaş Veli zamanında ortaya çıktı.
  • Alevi Ocakları Hacı Bektaş Veli’den önce vardı. Hz. Ali’nin soyundan gelen ailelerce oluşturuldu.
  • Alevi Ocakları Şah İsmail’den sonra ortaya çıktı.
  • Anadolu’ya gelen kabilelerin dinsel/siyasal lideri Türkmen babaları Ocakzade Dede ailelerini oluşturdular.

AĞU İÇEN OCAĞI (KARA DONLU CAN BABA) BABA MANSUR OCAĞI/ CELAL ABBAS OCAĞI/ DERVİŞ CEMAL/ SEYİT CEMAL OCAĞI/ İMAM MUSA-İ KAZIM OCAĞI/ İMAM ZEYNEL ABİDİN OCAĞI/ KUREYŞAN OCAĞI/ HACI KUREYŞ OCAĞI/ MUNZUR BABA/ HUBYAR SULTAN/ SULTAN MUNZUR OCAĞI/ PİR SULTAN OCAĞI/ ÜRYAN HIZIR/ SULTAN HIDIR OCAĞI , gibi Alevi geleneğinin evlad-ı resul (seyyid) saydığı ve kutsal kabul ettiği din ulularının adlarını taşımaktadır. Ocaklar zaman içerisinde, bu kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik görevinin ocakzade dedeler (seyyidler) tarafından yerine getirilmesi bir gelenek halini almıştır.

 

DEDELİK KURUMU

Alevi Ocaklarında Dedelik Kurumu üçlü bir hiyerarşiye dayanır: 1-Mürşid, 2-Pir, 3-Rehber. Kimi yörelerde bu hiyerarşi Pir ve Mürşid’in yer değiştirmesi şeklinde uygulanmaktadır.

Yani şu şekildedir: 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber Şüphesiz bu üçü de dedesoylu olan kişi için varolan bu sıralama işlevseldir. Birbirlerini tamamlarlar, biri olmaksızın diğeri anlamsızlaşır. Tümü de ocakzade olan yani dedesoylu olan dede aileleri bu görevleri paylaşmışlardır. Görev paylaşımı daha çok aynı ocak ve yakın akraba Dede aileleri arasında gerçekleşmektedir. Bazı yerlerde bu hiyerarşik görevlendirmeyi çeşitli Ocaklardan Dedeler toplanarak bir seçim şeklinde yapıyorlarmış. Bu gelenek Avrupa`da yeniden uygulama olanağı bulmuştur. Kızılbaş Alevi dedelerini genel olarak üç kategoriye ayırabiliriz:

1-Bağımsız ocakzade dedeler:

Daha çok Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli, Erzurum yörelerinde bulunan bağımsız ocakzade dedeler Hacı Bektaş Veli’yi pir ve serçeşme kabul etmekle birlikte, Hacı Bektaş’ın postunda oturan ve onu temsil ettiğine inanılan Çelebilerden icazetname (hüccet veya izin) almaksızın taliplerinin hizmetlerini görürler.

Bu düzende Ocak sistemi ve Dedelik kurumu büyük rollere sahiptir. Kırda varolan sosyal yapılanma Ocak sistemi ile oldukça uyumlu çalışmış ve zaten bu yapılanma gereğ i Ocaklar ve onu temsil eden Dedeler oldukça inisiyatif sahibi, güçlü konumda olmuşlardır. Bu nedenle biz bu Ocakzade dedeleri “bağımsız” olarak nitelendiriyoruz.

2-Hacı Bektaş Çelebilerine bağlı dedeler/babalar:

İkinci grup dedeler ise belli aralıklarla -genellikle yılda bir- Hacı Bektaş Veli postunda oturan Çelebilerden onay almak ve dergaha parasal veya eşdeğer bir ödemede bulunmak suretiyle dedelik/babalık hizmetlerini yerine getirebilirlerdi.

Bu hizmet de genellikle babadan oğula geçmekle birlikte, Ocakzade dedelerde olduğu gibi Evladı Resul olmak koşulu aranmıyordu. Özellikle Orta Anadolu bölgesi’nde Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum gibi illerde bu tip dede aileleri bulunmaktadır.

3-Ocakzade dedelerce görevlendirilen dikme dedeler/babalar:

Dikme dedeler/babalar ise Ocakzade dedelerce görevlendirilirler ve tanınmış bir ocağa mensup değillerdir, ancak ocakzade dedenin yokluğunda taliplerin hizmetlerini görürler. Bazı bölgelerde dikme dedelere mürebbi de denir.

Dikme dedelik uygulaması da koşulların doğal bir sonucu olarak görülebilir. Uzakta bulunan taliplerini sık sık ziyaret edemeyen dedeler taliplerin dedelik hizmetleri yokluğunda da sürsün diye bu çözümü bulmuşlardır. Büyük ölçüde Ocakzade dedelerle taliplerin arasındaki coğrafi uzaklıktan kaynaklanan bu uygulama, uzun vadede ocakzade dede-dikme dede ve ocakzade dede-talip ilişkilerinde zayıflamaya ve kopmaya yol açmış ve sonuçta yeni ocakların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bazı bölgelerde, bu dikme dede aileleri zamanla oldukça etkili bir hale gelmişlerdir.

Kaynak : Ali Yaman, Alevi Ocaklari (Alevi- Bektasi org.)

 

İNANÇ ÖNDERLERİNİN GELENEKSEL İŞLEVSEL GÖREVLERİ

İnanç önderlerimizin köyden kente göç öncesi geleneksel, başlıca görev ve vasıfları, aşağıdaki gibi sıralanabilinir:

  1. Sosyal ve inaçsal bakımdan, topluma önderlik etme ve davranışlarıyla, yaşantısıyla örnek olma,
  2. Toplumu irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme,
  3. Toplumda bütünlüğü ve birliği ile dayanışmayı sağlamak,
  4. Sosyal ve inançsal hizmetleri (cem, cenaze, evlenme törenleri vb.) yönetme,
  5. Adaleti sağlamak , suçluları düşkün etme,
  6. İnancı ve gelenekleri yaşatmak ve aktarmak,
  7. Toplumsal ve sosyal sorunları olanların ve hastaların itikaden ikrarlı oldukları yer

 İnanç önderlerimiz toplumumuza sosyal ve inançsal bakımdan önderlik etmişler ve davranışlarıyla, yaşantılarıyla örnek olmuşlardır. Dedelerin bu saygınlığı daha önce belirtilen niteliklerinden ve hizmetlerinden kaynaklanmaktadır. Topluluğun en önemli ve kutsal görülen erkanlarını onlar yönetir. Toplumu inançsal hizmetlerde yönlendiren kişinin ve yakınlarının örnek alınmaları da doğaldır.

İnanç önderlerimiz yüzyıllarca toplumumuzu irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme görevini başarıyla yerine getirmişlerdir. Kentlere göç sonrasında, bu konuda bazı sorunlar baş göstermiştir.

Alevi Dedeleri topluluğa geçmişe ilişkin bilgi vermenin yanı sıra, ahlak ve inanç esaslarına yönelik öğütler de vermektedir. Aleviler, Dedelerin buyruklarına titizlikle uyarlardı; uymayanlara çeşitli yaptırımlar uygulanırdı. Dedeler, “Buyruk”larda yeralan dinsel esasları, Oniki İmamlar, Kerbela vb. konuları sürekli Alevilere öğretirlerdi. Dedelerin Cemlerde veya katıldıkları diğer toplantılardaki bilgi düzeyleri ve bu bilgileri verirken gösterdiği performans, topluluğu etkileyebilmesi onun gördüğü saygıyı ve etkiyi de artırırdı. Hele Cemlerde bu performansın saz ile birlikteliği yani Dedenin sazı çalmaktaki mahareti topluluk nezdindeki gücünü ve etkisini artırırdı. İnanç önderlerimiz toplumda birliği ve dayanışmayı sağlamak gibi çok önemli bir işlevi de yüzyıllardır yerine getirmişlerdir.

Dedelerin ve Anaların bir diğer rolü de, toplumun iç düzeninin sağlanması ve sürdürülmesinde yatar. Alevi Dedeleri topluluğa birlik bilincini aşılarlar ve böylece toplumsal dayanışmayı sürekli sağlamış olurlar. Kişiler, aileler arasındaki sorunların çözümünde Dedelerin ruhani nüfuzları çok etkili bir güce sahiptir. Dede gittiği bir yerde, önce oradaki kırgınlıkları ve varolan sorunları öğrenir. Bunlar Cem sırasında giderilmeye çalışılır, taraflar dinlenir ve cemaatin de katılımı ile karara bağlanır. Karara uymak, kaçınılmazdır. Ancak kararın yaptırımı yerine getirildikten sonra, o topluluk içerisindeki eski konuma kavuşmak olanaklı olabilir. Aksi taktirde o kişi veya aile artık tümüyle dışlanmış olmaktadır. Yaptırım gücünde varolan sosyal disiplini sağlamaya yönelik bu önlemler herkesi bu yapıya uygun harekete zorlamaktadır. Bu şekilde çözüme kavuşturulan birçok olay mevcuttur. Dede, toplumda birliği ve dayanışmayı, onları zaman zaman denetlemek ve çeşitli yaptırımları uygulamak suretiyle, sağlamış olmaktadır.

İnanç önderlerimiz sosyal ve dinsel törenleri (cem, cenaze, evlenme törenleri vb.) yönetmişlerdir. Alevi-Bektaşilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Cemler geleneksel olarak Cuma akşamı denilen Perşembeyi Cumaya başlayan akşam yapılırlar. Ocakzade Dedeler ve Bektaşi Babaları, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin, Babaların bu ziyaretleri genellikle, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dedelerin ziyaretleri, görgü sorgu zamanı hasat zamanı bitiminde yani güz mevsiminde başlayıp, ilkbahara kadar sürerdi.

Muhammed-Ali meydanı ve Ölmeden önce ölünen yer olarak da nitelendirilen Cem meydanı (Cemevleri), her yönüyle kutsal kılınmıştır. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapılacak evin büyük bir odaya sahip olmasının yanısıra ev sahibi de titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması, komşuları ve köylüleriyle sorunlu olmaması, sevilen, sayılan bir aile olması gerekirdi. Aksi taktirde Dede o evde kalamaz ve Cem yapamazdı.

Alevi Dedelerin ve Anaların bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakım görevleri bulunmaktaydı. Topluluk için çok önemli olan böyle zamanlarda dede veya ana mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlaşmalarda dede büyük saygı görür, onun veya bir başka kişinin evinde toplanılır; Dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancındaki önemi üzerine bilgiler verir, toplulukla söyleşirdi. Dede, Hakka Yürüme halinde yas yerine gider, akrabalarına başsağlığında bulunur, dualar eder. Bazı bölgelerde cenazeyi Dede veya vekili yıkar. Cenazeyi Alevi erkânına göre Dede kaldırırdı.

Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarında görülür. Çoğu zaman nikahları Dedeler kıyar, nikah onun duasıyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur ve dualar ederdi. Bu sosyal ve dinsel uygulamalarda Alevi yolunun önderleri sayılan Dedelerin bulunması topluluk açısından büyük önem taşımaktadır. Eski dönemlerde belli bölgelerde Cemler gizli gizli yapılmış, devlet görevlilerinin olası baskınlarına karşı, Cem yapılan yerin kapısı ve köyün belli yerlerine gözcüler konulmuştur. Bu geleneğin kısmen şehirlere göçtükten sonra devam ettiği görülmekte.

Adaleti sağlamak, suçluları düşkün etme:

Alevi Dedelerinin yüzyıllardır topluluk içerisinde hukuku sağlama, adalet dağıtma işlevleri gerçekten ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu işlev, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan düşmanlıkların sona ermesini sağlayarak, toplumsal huzuru sağlıyordu. Birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar, Dedenin huzurunda mutlaka barıştırılır, barışmayanlara çeşitli yaptırımlar uygulanır. Günümüzde Avrupa`da daha çok Alevi Kültür Merkezleri içindeki anlaşmazlıklar veya çelişkiler cemlerde dile getirilmektedir.



ALEVİ İNANCINDA MUHARREM MATEM-İ VE ÖNEMİ

Alevi inancında Muharrem Matem-i ve önemi

Muharrem ayının başlamasıyla, Alevi toplumunda yas ve matem söz konusu olur. 12 günlük Matem”, Kerbela’da şehit İmam Hüseyin ve diğer 11 imam için tutulur. 14. Asırdan günümüze intikal eden ve nice asırlar dilden dile gelenekselleşip sürecek olan Hz. Hüseyin’in haklı davası ve uğradığı katliamın unutulması, Ehl-I Beyt bendesi olan Alevi toplumu için mümkün değildir.

İmam Hüseyin’in Muharrem ayı içinde şehit edilmesinden dolayı, onun sevgisini taşıyan ve yolun piri olarak gören Alevi toplumu, bu ayda “Matem”e bürünür. Kerbela katliamında İmam Zeynel Abidin’in sağ olarak kurtulup Ehli-Beyt soyunun devamına vesile olması, on iki İmamların kutsallığıyla birleştirilerek, 12 gün oruç tutulması gelenekselleşmiştir. Bundan başka Masum-u Paklar aşkına 3 gün oruç tutanlar da vardır.

Alevilikte, oruç anlayışının zora dayalı olması söz konusu değildir. Oruçla ilgili aile fertlerine, komşulara ve toplumsal yaşama karşı herhangi bir dayatmaca

olmamalıdır. Bu konuda gönül rızalığına ve samimiyete dayalı olmasına özen

gösterilmelidir. 12 günlük “Matem” orucunda, inananların nefsini ıslah etmesi, aç ve susuz (Kerbela’da 73 Şehid-i Şüheda aç ve susuz kalması gibi…) olanların halinden anlaması, inandığı tanrısal varlıkla kendisi arasında bağ kurup vicdani muhasebe yapması amaçtır.

Tüm bunlar, Hz. Hüseyin sevgisi ve Yezid`e direnmesiyle birleştirilip “Matem”egirilir.

İnanışa göre, Kerbela Katliamından önce de Nuh Peygamber`in aile efradı ve inananları ile, Muharrem ayında gemiyle tufandan kurtulup, karaya çıkmaları

anısına Aşure pişirmişlerdir. Böylece gelenekselleşen Aşure, Kerbela katliamından sonra 12 İmamlar aşkına kutsanıp özdeşleşerek, 12 gün oruç sonunda pişirilir ve dağıtılır.

 

Oruçla ilgili bilgiler:

Oruç açmak (iftar) için havanın kararması dikkate alınır. Bunun dışında saatle, dakikayla oruç açmak veya sahura kalkmak gibi Sünni geleneğinde olan dayatmalar; Muharrem geleneği ile uyuşmaz.

Hz. Hüseyin’in Kerbela’daki mücadelesi ve 12 İmamların izledikleri yol; Hallac-ı Mansur’un, Nesimi’nin, Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Pir Sultan Abdal’ın ve diğer Alevi önderlerimizin vermiş oldukları onurlu mücadele, bugün de bizlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Kendine “Aleviyim” diyen her can, Alevi Kültür Merkezlerinde ve cemevlerimizde bu onurlu mücadeleyi yaşatmaları gerekiyor. Bu kutsal değerlere sahip çıkmak ve yaşatmak, bütün canların görevi olmalıdır.

Matemimiz bizim ve toplumumuzun birliğine dirliğine vesile olsun.

Hak Muhammed Ali cümlemizin yardımcısı olsun.

 

Cafer Kaplan

A A B F İnanç Kurulu Başkanı



MUHARREM ALEVİLERCE NE ANLAMA GELİYOR?

Muharrem Alevilerce ne anlama geliyor?

Bizim matemimiz, “batini” manada bir anmadır.

Muharrem orucunun amacı; Kerbela Katliamı`nı ve 12 İmamları, onlara yapılan haksızlıkları ve eziyetleri anmak, bunlardan dersler çıkarmak ve unutmamaktır. Bu nedenle; Muharrem orucunu, Ramazan orucu ile aynı ölçülerde değerlendirmek bizi yanlışlara götürebilir. 12 günlük Muharrem mateminde geleneğe uygun ve isteğe bağlı olarak “oruç” tutulmaktadır. Aleviler gelenek olarak Kerbela`yı anmak için tuttukları matem orucu esnasında; eğlenceden uzak, kendileriyle ve çevreleriyle barışık olmaya, hiç bir canlıya eziyet etmemeye, bu nedenle de kesici alet dahi kullanmamaya çalışırlar. Aleviler; kendileri için ve kendi olanakları ve sağlıkları oranında oruç tutarlar. Alevi`nin Muharrem matemi; ne tamamen içine kapanarak, kendini yiyip bitirmesini ne de sokaklara çıkarak kendini satırlarla yaralamasını, kendine ve çevresine eziyet etmesini gerektirir. Kerbela Katliamını anmak, onun anlamını genç nesillere aktarmak, Hz .Hüseyin`in duruşunu ve genelde Alevi öğretisini olduğunca fazla işlemek, Kerbela`yı anmaya daha uygun düşer.

Şeriat orucu, güneş ışığının yaşadığımız bölgeyi aydınlattığı sürece bir şey yenilmemesi, içilmemesi ve cinsel ilişkiye girilmemesi olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır. Şeriat, oruç ibadetinin dış görüntüsü ve kuralları ile ilgilenir. Orucun manası ve maneviyatı arka plana itilmiştir. Örneğin oruçla ilgili bir soru katalogunda sorulan 45 sorudan ve cevaptan sadece birisi manaya yöneliktir. Diğer 44 soru ve cevapları oruç tutanın dış görüntüsü ve maddi konularına yöneliktir. Şeriata göre insanların “mana” ile değil “şekillerle ve kurallar” ile ilgilenmeleri ve “terbiye edilmeleri” önemlidir. Sakız orucu bozar mı?, Kusmak orucu bozar mı? Gibi; sadece orucu dış etkenlerin bozacağı korkusu ile ilgilenirler. Şeriatçı anlayışa göre disiplinli bir toplum yaratmak ve toplumu kontrol atında tutmak “ibadetin dış görüntüsü”nü tekleştirmekten geçer. Sünni kaynakları yüzlerce soru ve cevap ile “ilmihal” şeklinde orucun şekli ve nitelikleri ile ilgili “ayrıntılı ve abartılı” bilgiler verirler ve yönlendirme yaparlar. Buna karşın; Alevi inancı manaya önem verir. Manaya varmak için kurallar ve ayrıntılar önemli değildir. Alevi ibadetinde yer alan Muharrem orucu için; “sakız çiğnemek ya da diş fırçalamak” gibi ayrıntılar, kişinin kendisinin takdirine kalmış ayrıntılardır. Önemli olan; genel olarak orucun amacında ve genel çerçevesinde Alevilerin birlikte hareket etmeleri yeterlidir.

Bu nedenle Almanya`da ve diğer ülkelerde Alevi Kültür Merkezleri Muharrem matemi boyunca; Muharrem muhabbetleri (sohbetleri) düzenlerler, saz ve semah kurslarına ve deyiş öğrenmeye daha çok yer verirler.

Aleviler; başka zamanlarda olduğu gibi Muharrem mateminde de gereksiz “israf ve gösteriş”ten kaçınırlar. Sade bir sofra ve ihtiyaç kadar yiyecek Muharrem mateminde genel kuraldır. Türkiye`de ve Avrupa ülkelerinde “Ramazan iftarları” çoğu zaman ibadet amacını aşan, gösteriş ve israflara dönüşmektedir. Bu da bazen bilmeyerek ve özenerek bazı Aleviler tarafından taklit edilebilmektedir. Bizim ölçümüz; “şaşaalı Ramazan iftarları” değil; öğretimizin öngördüğü “sade, manaya yönelik ve unutturmaya karşı” geçmişimizi yad etmektir.

Tarikat makamı içinde görebildiğimiz “Muharrem matemi” anma amaçlıdır. Muharrem matemi, kişinin kendini terbiye etmesi amaçlı değildir. Kısaca Muharrem`de 12 gün 12 İmamlara yönelik katliam ve eziyetleri anmak, anlamak ve hissetmek için “matem” tutulur. “Oruçlu olmak” da buna dahildir. Ancak, 12 İmamları anmak için oruç tutmak “farz” değildir. Çünkü Alevilik`te; “insan nefsini terbiye etmek, açların halinden anlamak” amacıyla oruç ibadeti yoktur. Çünkü Alevi yaşamının tamamı, nefsin (egonun) yok edilmesine yöneliktir. Bunun kuralı da “eline, diline beline hakim ol!” olarak belirlenmiş olup tüm yaşam boyunca geçerlidir. İnsan-ı kamil olma süreci zaten büyük çoğunlukla nefsini köreltmekle geçer.

Bu konuyu Alevi ozan Ezeli bir dörtlüğünde çok güzel özetlemiştir:

“Ezeli can sana aç kalma diyor

Ulu orta yere nefs salma diyor

Elinle oruç tut, dur çalma diyor

Oruç elle belle dille tutulur.”

Kerbela bize ne öğretiyor?

Kerbela katliamı, Aleviliğin en köklü damarıdır diyebiliriz. Kerbela`ya kadar Hz. Peygamber ve Hz. Ali`nin yolunda gidenler; İslam`ı bir çıkar aracı olarak kullanan ve devlet idaresine hakim olan kesimlerle sürekli bir uzlaşma aramışlardır. Hz. Ali bu uzlaşma arayışında; Sıffın Savaşı denilen savaşta, galip gelmiş olmasına karşın “Hakem oyunu” ile Muaviye tarafından aldatıldığını acı bir şekilde görmüştür. Gerçek anlamda İslam`ı yerleştirmek ve yaşamak isteyen Ali taraftarları; Kerbela`dan sonra artık Yezit`in despot anlayışı ile anlaşmanın mümkün olmadığına kesin karar vermişler ve artık uzlaşma yolunu bırakmışlardır. Bu tarihten sonra hem öğretide hem de yaşam biçiminde kesin bir ayrışmanın olduğunu görüyoruz. Kerbela sonrasında; toplumsal ayrışma ortaya çıkmıştır. Bir tarafta iyi ve insanca anlayış ve inanç topluluğu diğer tarafta zora ve haksızlığa dayanan baskıcı yönetim.

İnsandaki iyilik duygularını destekleyen ve manaya önem veren Ehl-i Beyt bendesi; karşısında kötülüğü yayan ve nefsi ile hareket eden bencil ve o kadar da güçlü bir kesim bulmuştur. Hakk’a uygun davranma, Kerbela`dan sonra hepimizin sorumluluğu olmuştur.

Hz. Muhammet`in kendi toplumuna emanet bıraktığı Ehl-i Beyt son 12. İmam Mehdi`ye kadar bu kötü karakterli ve despot kesim tarafından ya katledilmişler ya da zehirlenerek şehit edilmişlerdir. Bunun en belirgin örneğini; Kerbela`da görüyoruz. Orada; mazlumla zalimin, ham ile olgunun, Haktan yana olan ile zevkten yana olanın karşılaşmasına tanık oluyoruz.

Haktan yana olanlar; 12 İmam Mehdi`nin kayıplara karışması ile Ehl-i Beyt`in savunduğu anlayışı terk etmemiştir. Bu tarihten sonra; Haktan yana olmayı savunmak; artık bu anlayışta olan herkesin görevi ve sorumluluğu olmuştur.

Kısaca söylersek; imamların bıraktığı görev; öncelikle ocaklara (dede ve analara) ve tüm iyilik yandaşı, haklıdan yana olan inananların omzuna yüklenmiştir.

Nedir sorumlu olduğumuz bu görevler?

Bu görevin üç ana boyutu vardır:

  1. Anmak:

Bizim anmamız, öğretimize uygun, barış içinde ve insani tavırlarla olur. Öğretiyi yaşamak; insanı olgunlaştırmaya yönelik cem ibadeti ile ve hakkaniyeti sağlayıcı etik sistem olan 4 kapı 40 makamı uygulamakla olur. Bize bu mirası bırakanları yani öğretimizin sahiplerini unutmamak, onları anmak, hatırlamak ve belleklerde yaşatmak. Alevi anması, Şiilerin anması gibi; kendine eziyete dayanan gösteri değildir. Kerbela`yı ve 12 imamları anarken; insanca ve Hakkın yarattıklarına saygıda kusur etmeden anmaktayız. Cemlerde de “Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içindir.” İlkesine uygun olarak “rızalık” ve “birlik/ tevhit” ilkelerini uygulayarak ibadet ediyoruz. 40 lar ceminde; eşitliği göstermek amacıyla “Hz. Ali`nin koluna neşter vurmayı” zahiri olarak algılasaydık; cemlerde herkesin birbirini yaralaması gerekirdi. Halbuki; biz bunu “Birimizin acısını ve sevincini hepimiz duyarız, birimizin acısı dinerse diğerlerinin acısı da diner” biçiminde “batini” anlamda algılıyoruz. Anmamız; böylece öğretimize uygun olarak manaya yöneliktir.

  1. Unutmamak:

Öğretinin sahiplerini unutmamak, geçmişimize vefa burcumuzdur :

Kerbela`yı ve diğer acıları anmanın manası; onlardan ders çıkarmak, yanlışları anlamak ve doğru çözümler bulmaktır. İnsanı insan yapan en önemli değer; kökenine sahip çıkmak ve “bizi biz yapan” kişilikleri örnek almak ve unutmamaktır.

Biz de gelecek kuşaklara güzel ve olumlu bir miras bırakmaya özen gösteririz ve biz de hatırlanmayı umarız. Zaten Alevi öğretisinin temellerinden biri de “Hakka yürüyenlerin canlarının bizimle birlikte var olmaya devam ettikleri” inancı değil midir?

Kerbela Katliamında doğrunun ve yanlışın nerede olduğunu anlayabilmek için elimizde çok yakın bir olay var. 2 Temmuz Sivas Madımak katliamı üstü örtülmek istense bile 2 Temmuz 1993 Sivas katliamının nedenlerini tam olarak biliyoruz. Katliamı yapanlar ve katliama göz yumanlar; Alevi toplumunun örgütünün olmayışından Ya da zayıf oluşundan cesaret almışlardır. Artık; Alevi toplumu yeni katliamların yaşanmaması için çok güçlü bir örgütlenmenin gerekliliğine inanmaktadır. Bu örgütlenme büyük ölçüde gerçekleşmiştir. Bu örgütlenmenin Almanya`daki adı AABF`dir.

AABF, sadece bir Alevi dokusunun, sadece bir etnik kökenli Alevilerin ya da sadece bir ocağa bağlı Alevilerin örgütlenmesi değil; tüm Alevi, Bektaşi, Kızılbaş, Tahtacı, Sıraç gibi adlarla anılan ve ortak paydası cem ibadeti ve cemin gereklilikleri olan tüm Alevilerin örgütüdür. Üyelerden, yöneticilere kadar herkesin; söylediklerinde, yazdıklarında ve eylemlerinde bu bileşimi dikkate almaları gereklidir. Alevi ibadetinde ve öğretisinde anlaşan Alevilerin; diğer konulardaki (politik, etnik belirleme ve tanımlamalar) görüşler ve kimlikler AABF`nin genel çizgisine yansımamalıdır. Ancak bu tavırla bir, iri ve diri olunur.

  1. Öğretmek:

Öğretiyi gelecek kuşaklara aktararak vefa borcumuzu öderiz:

Örgütlerimiz gelecek kuşakların kullanımına sunmak üzere cem evleri yapıyor ve inşa ediyorlar. Gelecek kuşaklar, çocuklarımız Aleviliği öğrendikleri ve yaşadıkları oranda bu cem evlerine sahip çıkabileceklerdir. Cem evleri Aleviliğe gönül veren çocuklarımızın oluşturacakları “ortak akıl” ve “ortak duruşlar”la uzun vadeli olarak var olabilirler. Çocuk ve gençlerimizin ortak duruşları; ancak öğretiyi sistemli olarak öğrenmeleri ile oluşacaktır. Bu nedenle Alevilik dersleri mutlaka her şehirde gerçekleştirilmelidir.

Düşüncesi, etnik kökeni ve politik görüşü ne olursa olsun; ortak paydası cem olan her Alevi çocuğunu Alevilik derslerine göndermelidir. Bu görev; atalarımıza olan vicdan borcumuzun ödenmesi için ciddiye alınmalı ve gerçekleştirilmelidir. Bu konuda ortaya çıkacak eksiklikler, Alevi anne ve babaları, çocuklarına Alevilik dersleri hakkından vaz geçmeye götürmemelidir.

Dik duruşlu diyalog:

Ortak doğrularımızı “Hz. Hüseyin duruşu” olarak algılamamız gerekir ve O`nun duruşuna uygun olarak her koşulda ve her zaman bu duruşları temsil etmemiz ve savunmamız gerekir. Öyle ki; şiddete başvurmadan “sivil itaatsizlik” çerçevesinde her kesimle diyaloga girmek ve ortak duruşlarımızı; aklımızı ve hassasiyet kıvraklığını kullanarak sonuna kadar savunmak bizim mücadele yolumuz olmalıdır. Ta ki; karşı taraf “ikna olarak özünü dara çekinceye kadar” yani sorumluluğu kabul edinceye kadar direnmeliyiz. Bu bağlamda “Sivas`ta “Madımak anıtı/müzesi”nin; muhataplarının (devlet, Diyanet, Sünni kurumlar) “öz eleştiri” yapması sonucunda gerçekleşebileceğini vurgulamak istiyorum. Bu da “Kerbela`yı ve 12 İmam`ları anmamızın önemli bir parçasıdır.

Sonuç olarak şunu tekrar edelim:

Kerbela`yı ve 12 İmamları anmak; sadece yanıp/yakılmak ve ağlamak değildir. Bizim anmamız, öç alma duygusu yaratarak şerre hizmet etmek hiç değildir. Hz . Hüseyin`in duruşunu günümüze uyarlayarak ve Alevi toplumunun kalıcı bir barışa katkı sunmasını sağlayarak “rıza şehri”nin örneğini –en azındankendi çevremizde ve kendi toplumumuzda yaratmak ana amaçtır. Böylelikle insan-ı kamil olma sürecine katkı sunmaktır. Bizim anmamız “batini” manada bir anmadır.

 

Bu yazı İsmail Kaplan`ın Alevice- İnancımız ve Direncimiz kitabından biraz kısaltılarak alınmıştır.



MUHARREM İLE İLGİLİ ALEVİ-BEKTAŞİ KAVRAMLARI

Muharremle ilgili Alevi Bektaşi Kavramları

İMAMET (imamlık)

Hz Muhammet’ten sonra onun vekilliğini üstlenen halifelere verilen ad.

Hz. Ali soyundan gelen on bir kişiden her birine verilen san.

Alevilik-Bektaşiliğin temelini imam inancı oluşturur.

Hz. Ali ile başlayıp Mehdi’yle biten bu imamları sayısı onikidir. İmamın varlığında dile gelen, biçimlenen inançlar, tarikatın, yolun özünü meydana getirir.

İmam üstün nitelikler taşıyan, Tanrı’ya yakın bir kimsedir; insan üstü sayılan yetenekleri ve yetkileri vardır. Onun görevi yanlızca toplumu yönetmek değil, insanlarla Tanrı arasında bağlantı kurmaktır. Yani yol gösterendir, yücedir, uludur.

VELAYET

Tanrı’nın kendine dost kıldığı ve verdiği ilhamla yaratıcı varlığına kattığı velilerin, ermişlerin aşaması, makamı velayet aşaması, velayet makamı.

ÂDEM

İlk yaratılan insan ilk Peygamber ve insanlığın atası olan kişi Tanrının yeryüzündeki halifesi olan ve gerçekleri kendisinde topladığına inanılan kamil insan

ÂDEM-i sani

İmam Hüseyin soyu kendisinden yürüdüğü için, ikinci Âdem olarak algılanan dördüncü İmam Zeynel Abidin.

EBU TÜRAB

Toprağın babası anlamında Hz. Ali’nin lakabı. Hz Muhammedin koyduğu bir isimdir. Bu isim aslında Hz. Ali’nin yaşamındaki sadeliği ve alçakgönüllü, kişiliğini ifade eden bir isimdir.

ENELHAK

Hallac-ı Mansur’un Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü Hakk’ta görme; Hak ile Hak olma. anlamında söylediği söz.

Hallac-ı Mansur’un, insanı-Tanrıyı-doğayı bir bütün olarak gören inançta sevgiyi temel alan ve herşeyi insanda arayan bu öğretisi, Alevi-Bektaşi inanç ve öğretisininde temeli olmuştur.

Mansur’un Enel Hakk düşüncesini, şeriata aykırı gördükleri için astılar.

Anadolu Aleviliğine ve erenlere önemli etkisi olan ünlü düşünürlerden Ebül vefa Hallac-ı Mansur’u yargılayan mollalara söylediği sözde oldukça anlamlıdır Mansur Enel Hakk demeyipte Enel Batıl mı; yani ben gerçek değilim mi deseydi.

ÇERAĞ

Tanrı’nın ışık biçiminde görünüşe taşınması, Hz. Muhammet’in Tanrıdan gelen ilk ışık olması, Hz. Ali ve soyunun bu ışığın sürekli taşıyıcısı durumunda bulunması anısına, ruhun aydınlanmasının bir sembolü olarak algılanan ve cem törenlerinde kullanılan kandil, lamba, mumya yada çıra.

DAR-I HÜSEYİN

Ayak mühürleme duruşuyla temsil edilen, İmam Hüseyin ya da Hz. Fatma gibi, yol uğruna canını vermeye hazır olma.

DAR-I MANSUR

Asılma duruşuyla temsil edilen, darağacında asılarak öldürülen Hallac-ı Mansur gibi, yol uğruna ölümü göze alma, asılmaya hazır olma.

DAR-I NESİMİ

Diz üstü duruşuyla temsil edilen, Nesimi gibi, yol uğruna yüzülmeye hazır olma.

Allah Allah deyip gel bu meydana

Can baş feda edip götür kurbana

Boyun eğip yüz sür Şahı Merdana

Erenler bu meydan er meydanıdır.

KURBAN

Kurban: Anlamı yakınlık… yakın bulunma. Bütün sözlük ve Ansiklopedilerde az farklada olsa bu anlamda anlatılıyor.

Kurb-i Huda: Tanrı, ya manevi yakınlık olarak açıklanıyor. (kay .os.Tr .söz)

Kurban: Tanrı’ya yaklaşma sayılarak onun uğrunda kesilen eti yenir bir

hayvandır Bir uğura feda olma anlamında ifade ediliyor. (kay.os.Tr.söz.)

Kurban: dinsel bir buyruğu bir adağı yerine getirmek için kesilen hayvan. (kay. Alev.Bekt.Terimleri söz s.333.)

Kurban, Hakk’a yürümeden Tanrı’ya yaklaşma amacıyla yapılan bir ibadettir. Kurban kesme geleneği Hz. İbrahim söylencesine dayanır… Vücudu terk etmeden de, ikilikten “Birlik’e ” varılabileceğini anlar… gerçek kavuşma uğruna simgesel anlamda bir hayvan tığlamak gelenek olur. (kay. Alevilik Bektaşilik Terimleri söz. s. 221/266)

Niyaz: yakarış, dua, dilek, rica, saygı, hürmet, armağan, lokma anlamındadır

Edeb = Alevilikte eline diline beline sahip olmak ilkesinin kısaltılmış hali. EDEB Aleviliğin temel etik/ahlak ilkesidir. Yola girecek olan kişi (talip) edebine sahip olacağına dahi cemde söz (ikrar) verir.

Şah = Pir, Hak, tanrı, Hz. Ali ve bazı Alevi uluları için kullanılan deyim. (Şahım Ali, Şah Hüseyin, Şah Hatayi, Ya Şah)

Hak Meydanı = Tanrı katı, gerçek, adalet hak eşitlik sorgu görgü meydanı, CEM de halkanın ortası. Cem meydanı..

Erenler = yol erleri, yoldaşlar, hakikate ermiş, olgun bilgin, halk hak dostları, dervişler (Aleviler için kullanılan genel isim)Hü erenler (merhaba erenler) Rum (Anadolu) erenleri, Türkiye’de ki ulu alevi önderleri, HBV.

Muhabbet = Bilim sevgi Hak’a halka bağlılık, konuşmak değerlendirmek, ders çıkarmak öğrenmek, diyalog içinde olmak, cem tutmak, bilgi görgü, paylaşmak, bilinçlenmek, komünikasyon, iletişim, sohbet etmek..

Dem = kamil (bilgin, olgun) insan, mükemmel olma durumu, demini alma, an zaman, denge, hoş olma anı, içki, şarap, dolu, öz, olgun karışım sentez, olgunlaşmak. Dem almak, dem görmek, dem yürütmek, dem sunmak.

= (Hu) Tanrı anlamında kullanılan ibadet/zikir sözcüğü. Tanrı, Hak, Allah. Hü çeken Bektaşi dervişleri. Hüda kendi gelen doğru olan doğru yola giren giden. Hü gerçeğin demine.

Can = canlı yaşayan, ruh, Alevi cemlerinde ve genelde Aleviler birbirine Can /canlar diye hitap eder, cemde her can eştir. Ali can, Veli can. (Alevilikte her can tanrının bölünmez bir parçası sayılır) Can canan / bay bayan. Gelin canlar bir olalım…

Serçeşme = Suyun başı, Alevi-Bektaşi inancının yol-erkanının kurucusu Pir Hünkar Bektaş Veli için kullanılan bir deyim.

Zakir = Anan, zikreden,dile getiren, bildiren uyaran. Alevi cemlerinde saz çalan ‘telli kuran’’ deyiş okuyan (hizmet veren) aşık, ozan, sanatçı, müzisyen. Zakirlik hizmeti Cemde 12 hizmetten biri.

Nefes= soluk, söz, öğüt, akıl, yol gösterme, deyiş, cönk, manevi güç, Alevi Bektaşi inancını konu alan hak şiirleri, deyişler. Bir nefesçik söyleyeyim dinlemezsen neyleyeyim. Nefes mi istersin, buğday mı? HBV

Secde = Alevilikte Niyaz selamlama, hakka boyun eğmek, yere kapanmak.

Alevi inancında secde tanrının kendi ruhunu /nefsini verdiği ve meleklerin secde ettiği Adem / insanadır. Bu nedenle cemde canlar daire seklinde oturup, birbirine boyun eğerek, tüm cem evrenleri için vs. meydana niyaz ederler.

Cemde sedir veya sandalyede oturuluyorsa, kollar dize konularak kişi kendi eline niyaz eder.

Postin= Post, makam sahibi, Postin Alevilikte mürşitlik makamı, HBV dergahında en üst mertebede bulunan yetkili kişi, (Veliyettin Ulusoy), inanç konusunda en yüksek makam, kurum.

Şerif= Soylu temiz, İmam Hasan ve soyundan gelen için kullanılan unvan.

Seyyid Seyit= Bir toplumun inancın ileri geleni önderi, İmam Hasan ve soyundan gelen için kullanılan unvan.



BAĞLAMA-SEMAH VE DEYİŞİN ALEVİLİKTEKİ YERİ

Bağlama-Semah ve Deyişin Alevilikteki Yeri

Alevi-Bektaşiler kendi inançları hakkında özel veya genel anlamda planlı programlı hiç bir yerde pedegojik (eğitimbilim) seviyede bir eğitimle yetişmiyorlar. Özellikle Alevilerin çocukları kendi inançlarından farklı, başka inançsal ve dinsel toplumların dini bilgileriyle eğitim-öğretim kurumlarında eğitilerek, onlardan etkilenirken kendi inançlarından daha da uzaklaşıyor ve hatta kopuyorlar bile! Zaman içerisinde “..bunun ne zararı olabilir ki?” düşüncesiyle belki tepki bile göstermiyorlar.

Bu duruma gelmemizin bir çok sebepleri vardır. Biz Alevilerin geçmişten bugüne kadar dışımızda bulunan güçlü etmenlerin iftira-aşağılama dayatıları ve asimile girişimleri; yüzyılların vermiş olduğu sindirilmişlik ve korkusu; fetva ve katliamlardan doğan zulumler bizi bu durumlara getirmiş, kendi yolumuza ve erkanımıza uzak kalmışızdır.

Çağdaş demokratik yaşama zemininde; baskının, fermanın, fetvanın, toplu kırımların olmadığı yerlerde ne yazık ki, ana-babalarımızın geçmişteki var olan itikatları çocuklarına benimsetilememiştir. Meydanlarda inanç ve itikadi yönde bilgilendirme ve eğitim olmamıştır. Muhabbet meydanlarının canlı tutulamaması ve anne-babalarımızın yol ilkelerinden uzak kalmalarından dolayı yolumuzun kuralları ne yazık ki genç kuşaklara öğretilememiştir. Yaşanmayan inanç, teorik kalmıştır.

Alevi toplumu doğası gereği, Alevice yaşamaktan uzak kalmıştır. Oysa geçmişte; dışındaki etmenlere karşı, inanç ve itikadı korumak babında varlığını sürdürebilmek için, Aleviler kendi inancına özgü takiyyeler geliştirmiştir. Her türlü talana, yağmaya, katliama ve yıkıma karşı bir duruş sergileyerek, içlevsel ilke ve kurallar yetiştirmiş, akl-i inançsal kavramlarla varlıklarını sürdürebilmişlerdir.

Kendilerine has geliştirdikleri bu etik ve sosyal değerlerle, yürüttükleri ritüeller ve erkânlarla varlıklarını gösterebilmişlerdir; özellikle Cem ve Semahlarımızda. Öyleki bu iki kutsal değerlerimiz kimliğimiz olmuş, onlardan aldığımız derin yaşam gücü ve bağlılığı olsa gerek, bizi hiç kimse tam olarak ne asimile nede yok edebilmiş. Bu erkanların en belirgini ve yaşamsal olanı doğal olarak kutsal olan cem erkanları ve şüphesiz muhabbetlerdir. Her ikisinde de meydan açılır, cem erenleri görgüden-sorgudan geçer; dörk kapının sırlarına vakıf olunurdu.Buralardan alınan derin yaşam gücü ve bağlılığı bizleri hertürlü asimileye karşı korumuştur.

Erkanlarda yürütülen cem ve semahlarda kişinin bireyselliğinden çıkarak birarada, kadınlı, erkekli, yaşlı, genç, çocuk, büyük toplu halde bir can olup hatalarından, kusurlarından, küskünlüklerinden arınıp bir vücut olmak, Pir, Mürşit ve Rehberin huzurunda muhasebe içerisinde olmak, Hak Muhammed Ali sevgisini gönlünce, içtenlikle ve inançsal yanı ile hazmetmektir, yani insandan tecelli eden Hakk’a ulaşmaktır aynı zamanda.

Bu erkanlar gizlilik içinde yapıldığı için, dışarda kalana özellikle başka inançta olana dedikodu malzemesi olmakta idi. Muhabbet inanışta ibadet anlamına gelmektedir. Herhangi bir Alevi cemlerin ve muhabbetlerin dışında nefes okumazdı; kutsal bir misyon üstlendiğinden dolayı, erkan ve muhabbetler dışında bağlama çalmak yol gereği yanlış sayılırdı. Bunu hiç bir Alevi inanç sahibi yapmazdı. Hem okunan nefesler hem de çalınan bağlama kutsal sayılırdı; nefesler okunurken konuşulmaz, konuşuluyorsa susturuldu. Aşık’ın/Zakir’in bağlaması çok kutsal ve değerlidir; telli Kuran’dır. Bağlamanın eşliğinde nefesler, deyişler, düvaz-ı imamlar, mersiyeler okunurken saygı ile dinlenilirdi. Bağlama çalan bağlamaya hakaret ettirmezdi. Zakir bağlamasını alırken niyaz ederek alır; niyaz ederek bırakırdı.

Bağlama Alevi-Bektaşilerde kutsal sayıldığı nedeniyle softa kesimi, nasıl Alevilere saldırıyorsa bağlamaya da saldırmaktan geri kalmıyordu. Bağlama ve müziğin haram, günah olduğu savları öne sürülüyordu. Hatta dans edip kendilerinden geçiyorlar deniliyordu.

Semah disiplinli, düzenli, tertipli ve bilinçli bir şekilde dönülmekteydi. Her yerde ve her zaman dönülmezdi. Semah öyle bir düzenlilik içerisinde yapılırki, pirlerin oturduğu, çerağın yanmakta olduğu bölgeye gelindiğinde, semah dönenler bu bölgeye sırtını dönmezler. Eğer dönerlerse, pir’in temsil ettiği kurumun, yolun; toplanan tüm cem erkanının kurallarına karşı gelinmiş olunurdu. Pir’in oturduğu kutsal yerden geçerken yüzleri pir’e dönük ve hafifçe boynu eğik biçimde geçilir ve yeniden normal dönülmeye devam edilirdi.

Kadın ve erkeğin birlikte döndükleri semahlar: 2, 4 veya 8 kişi ile dönülmekte. Öz olarak cemlerde dönülen semahlar bilinç, görgü, bilgi, saygı, disiplin ve hareketlerin yerli yerinde kullanılması esastır. Düzensizlik yoktur. İnancımıza göre semah yaradanla bütünleşmemizin göstergesidir.

Semah dönecek kişiler nerede hangi hareketi yapacaklarını bilirler. Semahların temel figürleri bir yandan kendi ekseninde dönerken bir yandan da bir daire çizerek dönülür. Dönülen ilk semah, Cem erkanında miraçlamadaki ilk semahdır. Yörelere göre ardından gönüller semahı da dönülür. Anadolu’da yörelere göre kendine has farklı semahlar vardır: Tokat, Erzincan, Şiran Semahı; veya Turnalar, Ali Nur, Hubyar Semahı gibi semahlar vardır.

Genelde figürler birbirine benzemektedirler. Semah dönenler semah esnasında ellerini gökyüzüne kaldırır ardından yere doğru indirirler. Yaşamın kaynağı olan güneşten kopan ışığın yeryüzüne yolculuğunu anımsatır. Semahta ön plana çıkan arınma ve buna laik olmaktır. Öğretimimizde semah dönmek 12 hizmetten birisidir. Semah dönenler yalnız kendileri için değil, oturan ve duran herkes için bir hizmet görmüş gibi kabul edilir.

Semahlar, Cem ibadetlerinin dışında dönülmemeye özen gösterilmeli.. Özel törenlerde yapılacak semahlar özüne uygun yapılmalı. Heryerde ve herzaman dönülmemeli. Semah seyirlik olmadığı için, beğenilme kaygısından uzaktır. Anadolu erenleri semahlarından söz ederlerken, semahların genellikle bağlama eşliğinde dönüldüğü söylemekteler..

Bağlamanın çalınmadığı bir semah yoktur.!

Cemlerde; Can’lara „Merhaba“ ile başlayıp Niyaz ya da Cömert Lokmalara „Şükran ve hayranlıklarını, deyişlerle“ bağlama eşliğinde sergilemişler. Dar’a kalkanlara hızır gibi yoldaş olmuş… Semah’a kalkanlara „Cebrail-i Delil“ ve bütün hizmetlerde eşit coşku ile erenlerin cümlesine dil-göz-kulak gibi duyarlılık ve algılama organları olmuş. Üstelik; akli hünerle ve birikimle uyarmış, destek olmuş..

Can’a Can katmıştır, bağlama… Pir Sultan’ı anımsatmış.. „Gelin Canlar Bir Olalım! …“ demiş! Osmanlı Kadısı’nın dayattığı ihaneti pazarlıksız red etmiş, Pir Sultan ile dar’a çıkmış..

Aşık Veysel’e göz olup „Kainatın Sırrı’nı“ tattırmış ve tanıtmış!

Akarsu’ya, Nesimi’ye ve Hasret’e „Ateşin içinde bile sarılmış!..“ yobazın karanlık tuzağına karşı, Asım’ın Kalemi’nden aydınlığın umudunu haykırmış, bağlama; „onu gelecek kuşaklara teslim ediyoruz!..“ diye…

Aleviler matem orucunda eğlenceden uzak dururlar. Peki saz çalmak, deyiş söylemek, semah dönmek yasakmıdır.? Yapanlar günaha mı girerler.

Tufan’dan Nuh kavmini kurtaran gemi ne ise.. BAĞLAMA’da Aleviliği ve Alevileri Şeriatın, kin ve hışmından Cihat ve saldırı tufanından kurtarmıştır..

Aleviler.. Aleviliğini kitaplardan, okullardan, öğretmenlerden değil BAĞLAMA’dan öğrenmişlerdir. Erkânlarımızda vazgeçilmez değere sahip olan ozanlarımızı .. Seyyid Nesimi, Pir Sultan Abdal, Şah Hatayi, Kul Himmet, Yemini, Virani ve Fuzuli’yi anlatırken, her ozanın kendine özgü yaşam ortamı ile değerlendirilmesi ve herbirinin yaşanan adaletsizlikleri, dönemin siyasi erkinin halka yönelik sosyal, siyasal ve tinsel uygulamalarını ana konu olarak işlediklerini bildirmiştir.

Yedi Ulu Ozan’dan derlenen deyişleri, muhabbetlerde zakir ve dedelerin bağlamasına eşlik etmiş, can kulağı ile dinleyenlere deyiş ve nefeslerdeki sırlara götürmüşlerdir… Bağlama ile sevgisini kederini paylaşmışdır.. Kara libasa bürünmüştür.. neden? Şah Hatayi’nin Çaldıran savaşından yenilgisinden bu yana yaslıdır.. dardadır..

Kim çalıyorsa hakk kelamı söylemiştir..

İlimle giden yolu… sıtkı bütün arayanlara.. rehberdir.. BAĞLAMA!..

 



GÜLBENGLER

lbengler

Delil Gülbenki 1

Bismişah.. Allah Allah..

Oniki İmamlar Aşkına Ya Hızır..!

Sen heryerde hazır olansın.. Her Can’a nazar olansın.. Niyet ettik Oniki İmam’ların darına durmaya.. Yas-ı Matem orucunu tutmaya.. Çerağımızı uyandırmaya… Dört kapıda, dört çıra hakkı için ola..

Oniki İmam’ların katına yete.. Hakk katında şefaat bula.. Hanemiz şenlik, Rızkımız bereketli ola.. Ne hane halkımız, ne de insanlık acı yüzü görmeye.. Ocağımız cerağımız sönmeye.. Yarlığımız dirliğimiz daim ola.. Nuh-i Nebi Nesl-i’nin kurtuluş Aşk-ı için..

Hûlûl-i1 Şah-ı Merdan Ali Keşf-i kerametleri için ..

Oniki İmam.. Ondört Masum-u Pak.. Onyedi Kemerbest Matem-inin Aşure Aşk-ı Niyaz-ı için..

İmam Hüseyin ile 72 Mazlum Can-ın deşt-i Kerbela’da Hakk uğruna şehadet-leri için..

Deşt-i Kerbela Şehid-i, Yolun Pir-i İmam Hüseyin’in Hakk-Davası’na İkrar-bend olan Canların Aşk-ı rızası için..

Muharrem matemiyle oruç tutan, gayretle katkı sunan, hizmet gören, nimet-i Aşure’den nasiplenecek canların.. umutları boşa gitmeye muradları hasıl ola..

Şah-ı Şehid’i Deşt’i Kerbela Serdarı İmam Hüseyin’in Davası Cümlemizin davası ola..

Dil bizden, hikmet Hakk-Muhammed-Ali’den.. kerem Hızırdan ola..

Gerçeğin demine devranına Hû..

 

Delil Gülbenki 2

Bismişah Allah Allah!

Allah’tan bize ulaşan çerağımız sonsuza dek kılavuzumuz olsun!

Çerağımız yansın yakılsın, Allah’ın nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Peygamberliğin nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, velâyetin nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Ehlibeyt’in nuru aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli Aşkına!

Çerağımız yansın yakılsın, yolumuz, birliğimiz, dirliğimiz ve ülkemizin aydınlığı aşkına!

Gerçege Hü…

 

1 Hûlûl: Tanrı ruhunun herhangi bir bedene girdiğine inanmak

 

Lokma Gülbenki 1:

“Bismi Şah Allah Allah! Nimeti celil-lullah, bereketi Halil´ullah. Şefâat kıl Ya Resulullah. Erenler sofrası olsun, pir lokması olsun, yiyene helal, yedirene delil olsun. Bu gitti ganisi gele, Hak, Muhammed, Ali bereketini vere. Gittiği yere gam keder girmeye. Kazanıp getirenlerin, pişirip hizmet edenlerin, elleri ayakları dert, gönülleri keder görmeye. Kerbela´da susuz şehit düşen şehitlerimizin ruhları şad olsun. Onların ruhlarının aziz hürmetine emeklerimizi boşa vermesin. Hakk, verdiğimiz lokmalarımızı dergahında kabul etsin.

Ey yüce Rabbim! Ehl-i Beyt soyuna, zulm eden zalime lânet olsun. Ehli Beyt´e ve onun soyuna rahmet olsun. Bizleri de Hz. Muhammed´in şefaatından mahrum etme, Ya Rabbim ! Lokma hakkında, sofra hürmetine, erenlerin keremine, cömertlerin demine Hüü diyelim!“

  

Lokma Gülbenki 2:

Bismi Şah Allah Allah!, Ey allahim bizlere Kerbela matemini tutmamızı nasip etin Tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri, Kerbela’da susuz şehit düşenlerin yüzü suyu hürmetine kabul eyle.

Erenler sofrası olsun, pir lokması olsun, yiyene helal, yedirene delil olsun. Bu gitti ganisi gele, Hak-Muhammed-Ali bereketini vere. Gittiği yere gam keder girmeye. Kazanıp getirenlerin, pişirip hizmet edenlerin, elleri ayakları dert, gönülleri keder görmeye. Kerbela´da susuz şehit düşen şehitlerimizin ruhları şad olsun. Onların ruhlarının aziz hürmetine emeklerimizi boşa vermesin. Hak, pişirdiğimiz aşure çorbamızı, verdiğimiz lokmalarımızı dergahında kabul etsin.

Ey yüce Rabbim! Ehl-i Beyt soyuna, zulm eden zalime lânet olsun. Ehli Beyt´e ve onun soyuna rahmet olsun. Bizleri de Hz. Muhammed´in şefaatından mahrum etme, Ya Rabbim ! Lokma hakkında, sofra hürmetine, erenlerin keremine, cömertlerin demine Hüü diyelim!“

 

Oruca niyet Gülbenki

Bismişah Allah Allah, Er Hak Muhammed Ali aşkına Imam Hüseyin efendimizin susuzluk orucu niyetine Kerbela’da şehit olanların ruhlarına Fatima anamızın şefaatine On iki Imamlar aşkına tutdugumuz oruclari Ulu dergah kabul eylesin.

“ Allah.. Allah.. Hizmetleriniz kabul ola , muratlarınız hasıl ola , Muhammed Ali ehlibeyt katarından , didarından ayırmaya… Adlarını zikrettiğimiz 12 İmamların himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Dil bizden, nefes Hz. Hünkar’dan ola… Gerçeğe hu…”

 

Oruç açımı gülbenki 1:

Bismişah ALLAH ALLAH, Ey yüce Rabbim! Ehl-i Beyt soyuna, zulm eden zalime lânet olsun. Ehli Beyt´e ve onun soyuna rahmet olsun. 12 imam aski icin Tuttugumuz oruclari verdigimiz lokmalari hakk dergahina yazilsin.

Bizleri de Hz. Muhammed´in şefaatından mahrum etme, Ya Rabbim ! Lokma hakkında, sofra hürmetine, erenlerin keremine, cömertlerin demine Hüü diyelim!“

Muharrem orucunuz kabul olsun. dualarınız barış, birlik ve kardeşlik ve dostluğa hizmet etsin. Oruclarimiz birlik, kardeşlik ve dostluk aşı olsun.

 

Oruç açımı gülbenki 2:

Bismi Şah, Allah Allah. Elhamdülillah, Elhamdülillah, Sümme Elhamdülillah. Nimeti Celil’ullah, bereketi Halil’ullah. Şefaat kıl Ya Resulullah. Erenler sofrası olsun, pir lokması olsun, yiyene helal, yedirene delil olsun. Bu gitti ganisi gele, Hak Muhammed Ali bereketini vere. Gittiği yere gam keder getirmeye. Kazanıp getirenlerin, pişirip hizmet edenlerin, elleri ayakları dert görmesin, gönülleri keder görmesin. Kerbela’da susuz şehit düşen şühedaların ruhları şad olsun. Onların ruhlarının aziz hürmetine emeklerimiz boşa gitmesin. Verdiğimiz lokmalarımızı dergahında kabul etsin.

Ey Yüce Allah’ım, Hz. Muhammed’in soyuna, ilk zulüm eden zalimden, son zulüm eden zalime kadar, hepsine lanet olsun. Ehlibeyt’e ve onun soyuna rahmet olsun. Bizleri de Hz. Muhammed’in şefaatinden mahrum etme, Ya Rabbim. Lokma hakkına sofra hürmetine, erenlerin keremine, cömertlerin demine Hü diyelim.

 

Oruç açımı gülbenki 3:

Bism-i Şah Allah Allah; Yüce Allah’ım sana şükürler olsun ki, bizlere bu Muharrem Orucunu, Kerbela matemini tutmamızı nasip etin. Tuttuğumuz oruçları, yaptığımız ibadetleri, Kerbela’da susuz şehit düşen şühedâların yüzü suyu hürmetine kabul eyle.

Allahin selami uzerine olsun, Ya Muhammed Mustafa

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Ali’yel Murtaza

Allahin selami uzerine olsun, Ya Hatice’tül Kübra

Allahin selami uzerine olsun, Ya Fâtima’tül Zöhre

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Hasan-ı Müçtebâ

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Hüseyin’i Deşti Kerbela

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Zeynel’i Aba

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Bakır’ı Baha

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Cafer’i Sadık

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Musa’yı Kazım

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Rıza’yı Cefa

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Muhammed Taki

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Ali’yel el Naki

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Hasan al Askeri

Allahin selami uzerine olsun, Ya İmam Muhammed Mehti Sahibi Zaman

Ey yüce Allah’ım. 3’lerin, 5’lerin, 7’lerin, 12 İmamların, 14 Masumu Pakların, 17 Kemerbestlerin, 40’ların aziz ruhları hürmetine, gönüller Şahı Erenler Sultanı Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin aziz ruhunun hürmetine, erenlerin, evliyaların aziz ruhlarının hürmetine, tuttuğumuz oruçları, yaptığımız duaları, pişirdiğimiz Aşurelerimizi, lokmalarıı, Dergah-ı İzzetinde kabul eyle. Emeklerimizi boşa verme. Hizmetlerimizden dolayı, bizleri Hz. Muhammed’in şefaatından Ehli Beyt’in katarı didârından mahrum etme. Gerçeğe Hû, Mümine Ya Ali.

Ağız mühürünü bozmak ya da Oruç açımı tercümanı:

Bismişâh, Allah Allah!, İmam Hüseyin’e, onun soyuna ve dostlarına selâm olsun! Yezide, soyuna ve yandaşlarına sed hezaran (yüz bin kere) lanet olsun! Hak matem oruçlarımızı kabul eylesin. Gerçeğe Hü!”

Aşure kazanının başında okunan dua:

Bismişâh, Allah Allah!, Bârekallah, şehidler Şâhı İmam Hüseyin Efendimiz’in ve Kerbelâ şehidlerinin yüce ruhlarının şâd olması için bârekallah! Cümle erenlerin ruhları için bârekallah! Kurbanlarımızın kabülü için bârekallah! Âhirete göçenlerimiz ve yaşamakta olanlarımız için bârekallah! Gökten hayırlı rahmet, yerden hayırlı bereket vermesi için bârekallah! Muhammed Mustafa, Ali el-Murtaza, İmam Hasan, İmam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli hakkı için barekallah! Gerçeğe Hü!”

Aşure yendikten sonra da okunan dua:

Bismişâh, Allah Allah!, Hak-Muhammed ya Ali!

Oniki İmam Efendilerimiz’in ruh-u revanları şad-ü handan ola!

Münkir-münafıklar mat ola!

Müminler şad ola!

Cümlemize Hak’dan hayırlı kısmetlerin verilmesi için Nur-u Nebi, kerem-i Ali,

Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli demine Hü!



CEMDE ON İKİ HİZMET GÖREVLİLERİ

Cemde on iki hizmet görevlileri

  1. Pir / Mürşid / Dede:

Mürşit makamı Hz Muhammed, Hz Ali’yi ve Hünkar Bektaş-i Veliyi temsil eder. Posta oturan dede’ler, bu makamda vekil olarak bu görevi yaparlar. Mürşit; ilim, irfan sahibidir. Yürekleri, akılları aydınlatan, arıtıp arındıran, paklayip güzelleştiren, talibin yüreğini görendir. Dervişi, talibi, yola gönül vereni, eğiten, gözetleyen, insan-ı kamil yolunda olgunlaşan, eğriyi doğruyu gösteren, zahiri Batıni bilgileri öğreten, kişiyi ruhsal olgunluğa getirendir. Bu yola gireni, insanlığa hizmet edeni; yararlı, bilgili, erdemli insanlar haline getiren zattır. Cemin hakimidir/yetkilisidir. Son söz onda biter ve genel duaları o okur. Cemde sorgulama, yargılama, cezalandırma, cezalı durumları aklama ve karar verme durumu Dede ve Ceme katılan canların onayı ile olur.

  1. Rehber:

Yola girmek istiyen isteklilere, taliplere, Dervişlere, yolun edebini, erkânını, yola girmenin şartlarını ögretir. Taliplere yol gösteren, yolun değerlerini öğreten, eğiten kişidir. Cem erenleri ikrar verirken önderlik yapar. İkrarlardan sonra talibin, ikrar verenlerin ikrarlarına bağlı olup olmadığını kontrol eder gözetler. Taliplerin karşılaştığı sorunların çözümüne yardımcı olur.

Muhammed-Ali yoluna giren canın yola ters düşecek davranışlarını düzeltir. Mürşidin bünyesinde yola gönül veren canların eğitim ve öğretiminden, tarikata hazırlama ve bilgilendirme yönünden sorumludur. 12 Hizmet sahiplerine önderlik eden, genel organizasyonları yapan, hizmet sahiplerine talimat veren bir görev sahibidir. Görgü cemlerinde müsahiplerin hazırlığını yapar. Onları Pir/Dede/Mürşidin ve cemaatin huzuruna götürür, getirir; gerektiği zamanlarda Cem Erkanını gelenek, görenek, kültürel ve tarihi yanlarını anlatır, bilgi verir.

  1. Gözcü:

Gözcü Baba, Dar esnalarında; Cem Erenlerinin dua aldıklarında; lokma dualattıklarında daima Pirin veya Mürşidin karşısında Dara duranların, dua alanların sağ tarafında yer alır. Baba ve Bacıların bilmedikleri usûl ve kaideleri tarif eder ve Cemin asayişini sağlar. Cem Erenlerinin isteklerini ilgili Dedeye, Dedelerin buyruklarını Cem erenlerine iletir.

  1. Zakir:

Dede-Pirden ve Rehberden sonra gelen bir hizmet sahibi olarak bağlama çalarak, Deyiş ve Duaz İmam; mersiye, beyit ve nefesler okur. Mürşit emri ile cemde zikiri yönetir.

  1. Süpürgeci/Faraşçı:

Cemin başlangıcından sonuna kadar Duaz İmam söylendiğinde ve her bölüm sonunda Faraşçı süpürgesini çalar ve Faraşçı duasını okur.

  1. Çerağcı/Delilci:

Delil hizmetinin malzemelerini hazırlar. Delilci, delili uyarır.. Delil dualarını okur… Bu vazifeyi erkân-ın usulüne göre yapar.

  1. Sakkacı:

SAKKA suyu dağıtılması için Sakkacı meydana gelir. Çok kalabalık ise iki kişi de yardımcı olarak ellerinde birer tas su ile meydana gelirler. Duasını okuduktan sonra, Sakkacılar “bir su veririm İmam Hasan Şah Hüseyin aşkına” diye diye Dede’den itibaren bütün Canlara su daüıtırlart (ya da: sembolik olarak üç Can’a su içirirler). Sonra meydana gelir, kendileri de birbirlerine birer yudum su içirir; Duasını alır ve yerine gider…

  1. Lokmacı/Kurbancı/Niyazcı:

Kurbanı alması, kurbanı dualatıp kesmesi, doğraması ve her türlü malzemelerin hazırlanması, aynı zamanda muhafaza edilmesi ve organizasyonu Kurbancıya aittir. Lokmacı da bu Cemde Kurbancıya yardım eder. Vazifesi sürekli Cemin içinde olmasına rağmen Lokma dağıldığı ve de yenildiği esnalarda Cem erenlerinden olup, Ceme gelememiş olan var ise, o kişilere Dedeler tarafından lokma gönderilirse, o lokmayı götürüp o Cem’e katılamayan Can’ın akrabası/eşi dostuna sunmak vazifesi Lokmacının görevidir. Lokmacı lokma dağıtmalarında, lokma alamayanlara ve izinsiz lokma yiyenlere dikkat eder. Lokmaları eşit olarak dağıtmaya özen gösterir.

  1. İznikçi/Tezekar/İbriktar

Cem yapıldığı zaman postları makamına göre sıra ve erkana uygun bir şekilde yerleştirir. Ceme gelen taliplere, canlara Mürşidin, Pirin, Rehberin huzurunda nasıl durulması gerektiğini niyaz ve diğer kuralları öğretir. Ayakkabıları düzenler; Cem’e katılanlara yer gösterir. Tezekar kelimesi farşçadır, türkçe anlamı yıkanmak temizlenmek demektir.

Zahiri abdest beden temizliğidir. Cem’deki yıkanma daha çok sembolik bir yıkanma, bir tür tarikat abdestidir. Zira ceme katılan her can, cemevine gelmeden önce tertemiz yıkanmış beden temizliğini yapmış olmalıdır. Tarikatın abdesti pir nefesiyle, ilahi aşkla bütün kötü duygu, düşünceden ve davranışlardan uzak olmaktır.

  1. Semahcı/Pervane:

Cem erenlerinden eline, beline, diline, sadık olan birkaç kişi kırklar semahını döner. Zakirin çaldığı beyit eşliğinde, birkaç kez döndükten sonra ayaklarını mühürleyerek, pirin didarında durup, dede onlara hizmet duasını yapar.

  1. Peyik:

Peyik, Cemin gün ve tarihini Rehberin talimatına göre duyurur. Cemevi dışında bir yere haber gidecekse bu haberi götürür, haber getirir.

  1. Kapıcı:

Kapıcılar 2 candır. Birisi kapıdan dışarıya bakar. Diğeri de kapıdan içeriye bakar. Dışarıdan gelen olur ya da bir müşkülü olan olur ise Kapıcılar Gözcüye, Gözcü de Pir-Dede-Mürşide kavuşturur.

Cemlerde Kerbela Katliamı anlatılarak huşu içinde hep birlikte yas tutulur, Kerbela şehitleri anılır. Cem’i yönlendiren dede, Kerbela olayını anlatan deyişler okur, Ehli Beyt’e yapılan zulmü beyitler / ağıtlar halinde dile getirir. Ceme katılan canlar da gerekirse birlikte bu beyit ve ağıtlara eşlik ederler. Daha sonra cemde Kerbela susuz şehitleri anısına mumlar yakılır ve dua edilir. Ve cemde 12 görevliden biri olan sakkacı, ceme iştirak edenlere Kerbela şehitleri aşkına sakka suyu (şerbeti) dağıtır. Canlar ‚’’Ya Hüseyin’’ diyerek bu sudan bir miktar icerler.



ALEVİLİKTE CEM VE KURALLARI

Alevilikte cem ve kuralları

Cem, Kırklar Cemi ve Cem Çeşitleri

Cem Alevilerin toplu halde ettikleri ibadetin adıdır.

Kavram olarak cem, Arapça bir kelime olup toplanma, birikme, bir araya gelme manasına gelmektedir.

Cem’in kaynağı Kırklar Cemi`dir.

Alevilerin toplu anlamda temel ibadeti olan Cem, bir DEDE´nin ya da bazen ANA`nın gözetiminde ve önderliğinde yerine getirilir.

Cem ibadetine katil, hırsız, yolsuz, düşkün kimseler giremez. Bunu Şah Hatayi en güzel dile getirmiştir:

Erenler cemine hercan giremez

Şah’a kanber gibi kul olmayınca

Her kanberim diyen kanber olamaz

Edep ile erken yol olmayınca

 

Alevi ceminin amacı10:

Cem “birlikte” yapılan bir ibadettir. Sadece yüzlerce kişi bir araya geldiği için “birlikte-topluca” ibadet anlamına gelmez. “Üç can bir cem” şeklinde söylenen; sadece üç canın bir araya gelmesi ile de “cem” olur.

Peki; nedir cemi “birlikte” yapan şey?

Cemin ana amacı; insanın olgunlaşmasına (insan-ı kamil) katkı sağlamaktır. İnsandaki kutsal gücün ortaya çıkması için gerekli arınmayı gerçekleştirmektir. Bunun dışında „cenneti kazanmak“ ya da „cehenneme girmekten kurtulmak“ amaç değildir. Arınma sadece ceme katılmakla olmaz. Cemde arınmaya niyetlenir ve arınma „canların eşitlenmesi“ nin sağlanması ile kontrol edilir. Bu eşitlenmede ölçü; “insan haklarına uyulması”dır. Cemin amacını; 60 yıl aktif dedelik yapmış Ali Özsoy Dede şöyle dile getiriyor: “Bizim ibadetimizin, tarikatımızın, cennet–cehennemle ilgisi yok. Ne cennette aşkımız var, ne cehennemden korkumuz. Yalnız insanın haklarını savunmak. İbadetimizin vaziyeti bu.”11

Cem ibadeti; insan-i kamil olma yolunda tek tek bireylerin manevi yönden arınarak ve eşitlenerek toplumun olgunlaşmasına katkı yapar. Hacı Bektaş Veli bu konuda „cenneti kazanmak için yapılan ibadet kabul edilmez.“ demiştir. Bu söz Alevi etiği Dört Kapı ile doğrudan bağlantılıdır. Buna göre; kişi kendisi için bir şey isterse henüz Şeriat kapısında kalmış demektir. Halbuki ceme katılanlar tarikat ve marifet kapılarına geldiklerini düşünürler. Bu kapılar da ise „senin“ ya da benim“ diye bir şey yoktur. „Bizim“ vardır.

10 Bu yazı İsmail Kaplan`ın Alevice- İnancımız ve Direncimiz kitabından biraz kısaltılarak alınmıştır.

11 Ali Özsoy Dede- Görüşleri ve Şiirleri, Söyleşi: Av. Ali Yıldırım, Alevi Yayınları, İstanbul, 1991, s. 19

 

Cemde eşitlenme:

Kırklar ceminin söylemi: “Bizim kırkımız bir, birimiz kırktır, ulumuz ulu, küçüğümüz de uludur. „Alevi cemlerinin ana ilkesidir. Cemlerin ibadet olabilmesi için öncelikle canlar arasında madden ve manen eşitliğin sağlanması gereklidir.

Canların eşitlenmesi, önce cem evine girerken başlar. Cem evinden içeri girecek olan can, sosyal, siyasal, ekonomik ve cinsel kimliğini kapı dışında bırakmaya niyetlenir. Kapı dışı yani cem evinin dışı Şeriat düzlemi olarak algılanır. Yapay ve dünyevi ayırımlar Şeriat düzlemi için geçerlidir. İçeri giren her kişi artık „can“ olarak algılanır; müdürlük, zenginlik, kadınlık ve erkeklik artık dışarıda kalmıştır. Bu nedenle de cemde, kadınlar için ek bir örtünme, ya da sadece sosyal ve politik sınıfı nedeniyle (örneğin bir bakan) özel bir saygı gereksizdir. Ceme hem erkekler hem kadınlar; alışagelmiş giyimleri ile örneğin bir misafirliğe gider gibi temiz, rahat ve sade bir giyimle gidebilirler. Kadınlar için özel olarak baş örtmek gerekmez. Çünkü orada „kadınlık ve erkeklik“ kapı dışında kalmış olmalıdır. Orada „erkek ve kadın“ yerine artık „bacı ve kardeş“ vardır. Buyruk kitabında da „kadın ve erkek“ terimleri geçmez, bacı, kardeş terimleri kullanılır. Son zamanlarda bazı yörelerde ortaya çıkan cemlerde kadın–erkek ayrı oturma düzeni, Sünni cami düzeninden alınmış olup, Alevi öğretisine uymaz. Cemlerde ailece eş–eşe ve varsa musahiplerle birlikte oturulur.

 

Cemde rızalık:

Cemlerde eşitlenme; cem evine girildikten sonra rızalık almakla devam eder. Alevi inancına göre Hak insanlara “Bana kul hakkı ile gelmeyin, kendi yaratığınız haksızlıkları kendi aranızda halledin!” demiştir. Her şeyden önce cemi yürütecek olan dede (ana da olabilir) kendisinin cemi yürütebilmesi için ceme katılanlardan „rızalık“ alır. Üç defa sorarak „benden razı mısınız, cemi yürütmemi kabul ediyor musunuz?“ şeklinde topluma sorar ve „Razıyız“ cevabından sonra dede cemi başlatabilir.

Daha sonra toplum birbirinden rızalık alır. Dede (ana da olabilir) bu defa topluma şöyle sorar: „Herkes birbirinden razı mı canlar? Aranızda bir sorun ve kırgınlık varsa ve bunu burada bize açmıyorsanız, bu sizin sorumluluğunuzdadır. Bildiğiniz, şahit olduğunuz bir anlaşmazlığı burada belirmelisiniz ki; toplumun arınmasına katkınız olsun. Sizi size veriyorum. Ben bu sorumluluğu size veriyorum.“ gibi toplumun bireylerini var olan anlaşmazlıkların giderilmesi konusunda uyarır. Pratikte; yüzlerce kişinin katıldığı cemlerin; ufak tefek görüş ayrılıkları nedeniyle uzamaması için, rehber ve diğer görevliler önceden var olan çelişkileri halletmeye çalışırlar. Eğer giderilemeyecek anlaşmazlıklar varsa; bunların taraflarının ceme katılamayacakları uyarısı yapılır. Burada amaç; canların ceme katılmalarını engellemek değil, onları barışa yönlendirmek olmalıdır. Bu şekilde yapılan hazırlık; “eline, diline, beline sadık/hakim ol” yani “kendine hakim ol.” prensibinin kontrol edildiği ve sonunda canların maddi ve manevi olarak “eşitlendiği” tarikat düzlemine geçiş içindir. Burada şunu vurgulamak gerekir; ceme kadınların katılması sadece bir olanak değil, birlikte rızalık alınması ve birlikte ibadet edilmesi nedeniyle bir zorunluluktur. Aksi durumda; Alevi cem ibadetine başlamak mümkün değildir. Erkekler, kadınların olmadığı bir ortamda özlerini dara çekemezler ve gerektiğinde rızalık alarak aklanamazlar.

 

Cemde lokma:

Cemi toplu bir ibadet yapan ve eşitlenmeyi gerçekleştiren ana konu „lokma“dır. Lokma, her canın kendi olanakları ve isteği doğrultusunda ceme sunduğu yiyecek, içecek ve diğer yardımlardan oluşur. Cem evine yapılan bağışlar bu bağlamda birer „lokma“dır ve bunlar da cemi yürüten kişi tarafından tek tek ya da „lokma sahiplerinin“ adları topluca anılarak dualanması gerekir. Lokma; böylece birbirinden rızalık almış canların katkılarının toplamıdır. Bu katkılar, cemin 12 hizmetlisinden „kurbancı/lokmacı“ ve diğer görevliler tarafından porsiyonlanır. Cem ibadetinin son halkası; birlikte „lokma“ yemektir. Lokma dağıtımı sonunda; dede (ana da olabilir.) önceden dualanmış olan lokmaların eşit olarak dağıtılmış olmasını „Herkes lokma aldı mı? Herkes hakkına razı mı?“ şeklinde sorar. Toplumdan rızalık aldıktan sonra bir gülbenk verilir ve lokmalar birlikte yenir.

Bu şu anlama gelmektedir: Toplumdaki her birey getirdiği lokma ile toplumun birliğine ve gücüne katkı sunmaktadır. Tek tek canların lokmalarının toplum tarafından kabul edilmiş olması, herkesin birbirinden razı olduğunun belgesidir. Lokmaların herkese eşit olarak dağıtılması; her bireyin ceme katılan herkesin lokmasından bir parça almış olmakla manen ve madden güçlenmesi demektir. Hem de aynı oranda güçlenmesi demektir.

Aynı zamanda bu eşit paylaşım Kırklar Cemindeki bir tek üzüm tanesinden eşit olarak pay almayı sembolize eder. Yüzlerce hatta binlerce insanın bir arada ibadet etmesi, sadece cismi olarak bir arada olmaları nedeniyle, o ibadetin toplu ibadet anlamına geldiğini göstermez. Cem ibadeti; baştan sona kadar birlikte hazırlanan ve birlikte yapılan bir ibadettir. 12 Hizmetliler cemin hazırlanmasını, belirli bir düzen içinde yürümesini, rızalık, tevhit, miraçlama, semah ve lokmaya her canın katılabilmesini sağlamakla görevlidirler. Bu hizmetliler toplumdan rızalık alarak hizmetlerini yaparlar.

Ceme katılanlar Tanrının bize „Bana kul hakkı ile gelmeyin.“ dediğine inanırlar. Bu inanış, sadece „Hakka yürüme“ sonucunda yapılan“Hakka yürüme erkanında „ değil; her zaman Tanrıyı anma ve O`na ulaşmak istendiğinde geçerlidir.

Yani; „kul hakkı yemiş ve kul hakkına tecavüz etmiş“ kişinin yaşamının hangi döneminde olursa olsun; duası ve yakarışı kabul olmaz. Kişinin; Tanrıyı „Allah`ı, Hak`kı“ bulması „kul hakkını“ üzerinden atması ve barışık olması ile mümkündür.

Bu barışıklık tüm toplumun „birlenmesi“ için bir ön koşuldur. Bu şekilde manevi eşitlenme sonucu arınmak mümkündür.

 

Cem bizim, ancak namaz da bizim mi?

Geçmişteki tanınmış üç-beş İslam bilginini anarsak (örneğin Hallac-ı Mansur, İbni Sina, Mevlana, Şeyh Bedrettin, Muhiddin Arabi ve diğerleri) ve onların yaşadıkları ve tarif ettikleri İslam`i incelersek, görürüz ki, tarih sürecinde Sünni İslam; sadece 5 şarttan oluşan ve Şeriatı temel alan ve onun dışına çıkanı suçlayan ve “kafir-sapık- rafızi-Kızılbaş” gibi terimlerle aşağılayan katı bir sistem değildi. Tam tersine gelişmeye ve zamanın koşullarına göre yeni yorumlara açık bir inanç sistemiydi. Zamanımızda ise Diyanet İşleri tüm olanakları ile tek tip Sünniliği tüm topluma empoze ediyor ve Sünni olmayanlara da örneğin Alevilere–tek tip elbise giydirmek gibi- yarattıkları tek tip davranış ve ibadet biçimini köylere cami yaparak, okullarda çocuklara namaz kıldırarak ve Sünni duaları öğreterek sunuyor. Türkiye`de “mahalle baskısı” iktidarın ve belediyelerin tüm olanakları kullanılarak artırılıyor.

Birçok Diyanet yetkilisi ve araştırmacılar Alevilerin namaz kılıp oruç tuttuklarını iddia ediyorlar. Doğrudur, Alevilerden bu baskılara dayanamayarak ya da başka seçenekleri olmadığı için Sünniliği benimseyenler vardır. Eğer bu kişiler; Aleviliğe de kendini ifade etme olanağı sağlansaydı ve o durumda Sünniliği seçmiş olsalardı, bize inanç özgürlüğü çerçevesinde “eyvallah” diyerek saygı göstermek düşerdi. Zaten doğal asimilasyon her dinde ve her inançta olmakta insanlar, belirli etkilerle ve kendi inisiyatifi ile din ya da mezhep değiştirmektedirler.

Biz, asla “Sünnilik kötüdür, Alevilik iyidir” gibi bir değerlendirme yapmıyoruz. “72 millete ve inanca bir nazarla bak!” bizim düsturumuzdur.

Ancak burada biz doğrudan ve dolaylı yapılan zorlama ve “oldu bittiye” karşıyız. Bir tarafa devletin tüm olanaklarının Sünniliğe sunulmasına ve diğer tarafa Aleviliğe hiç bir hak verilmemesine karşıyız. Çağımızın tarif ettiği inanç özgürlüğünü hiçe saymaya ve Alevilerin asimile olmaları için yapılan sistemli ve kurumsal programa şiddetle karşıyız.

  1. yy’da inanç özgürlüğü insanlığın ulaştığı en önemli temel insan hakkıdır. Buradan çıkarak; “Biz Aleviyiz, bizim ibadetimiz cem ibadetidir” diyoruz, diyebiliyoruz ve Aleviliği atalarımızın bize kadar getirdikleri biçimi ile tarif ediyoruz ve yaşamaya çalışıyoruz. İbadetlerimiz; AllahMuhammetAli birlemesi ile başlıyor, insanin mutluluğuna ve insanların birbirlerinden rızalıklarına dayanan bir topluluğu amaçlıyor ve ibadet yoluyla tüm “can“ların Tanrı ile birleşmesini (tevhit) diliyoruz. “Haktan geldik, hakka gideceğiz” diyoruz. Bunu da genelinde cem evlerinde ya da büyükçe bir evde, bir dedenin/ ananın rehberliğinde rızalık alarak, dara durarak, saz ve zakir eşliğinde tevhit çekerek, semah dönerek ve rıza lokması yiyerek yerine getiriyoruz.

Camilerde böylesi bir ibadet yapmaya kalksak, camilere sahiplenen hacı-hoca takımının büyük bir bölümü -lütfen dikkat edin Sünniler demiyorum- buna izin vermeyecekleri gibi; böyle bir şeyi “Allah`a şirk koşmak” sayıp ellerinden gelse ölümümüze ferman çıkaracak kadar galeyana gelebilirler.

Cemi ibadet olarak algılayan bir kişinin namaz kılması için hiç bir neden kalmaz. O zaten tercihini “tevhit” için yapmış demektir. Yunus Emre`nin dediği gibi;

“İkilikten usandım,

Birlik hanına kandım

Derd şarabını içtim

Dermanım yağma olsun.”

Alevi ibadetinin ve Dört Kapı Kırk Makam öğretisinin amacı; cenneti kazanmak ya da cehennemden kurtulmak için değil “gerçeğe” yani Hakk`a ulaşmaktır. Hz. Peygamber “Kalp huzuru ile olmayan namaz, namaz değildir.” ve Hacı Bektaş Veli “Gönülden gelerek yapılmayan ibadet nafiledir.” demiştir. Sonuç olarak söylersek; “cem” Alevilerin, “namaz” Sünnilerindir.

  

C e m ç e ş i t l e r i :

 İRŞAD CEMİ:

İrşad Cemi kısaca yeni yetişen kız ve erkek gençlerimizi eğiten, yolun kurallarını gösteren, Cemde nasıl davranacaklarını bildiren, duaları öğreten, insanların birbirleri ile nasıl kaynaşacağını sağlayan, Alevilik hakkında bilgilendirme yapan bir Cemdir.

KOLDAN KOPMA CEMİ:

Bu Cem, Alevilikte Halk mahkemesinin işlediği, toplum içinde sosyal sorunların karara bağlandığı, toplumsal suç işleyenlerin müşkillerinin görülüp giderildiği, daha bir çok konuyu kapsayan bir Cem biçimidir. Bu Cemde tüm ihtilafları Dede, Pir veya Mürşid katılanların çoğunluğunun da onayladığı kararı uygular. Verilen karar herkes için geçerlidir.

 MUSAHİPLİK CEMİ:

Alevilik, güçlü ahlak sistemine dayanan, eşitlik ilkesini, paylaşımı ve sosyal adaleti kendi bünyesinde barındıran bir inanç biçimidir. Hamı kendi içinde olgunlaştırarak, “İnsan-ı kâmil” olmaya yönelik yoğun çaba ve çalışma içine girer. Aileleri birbirleri ile kaynaştırıp dayanışmayı sağlayan bir öğretiye sahiptir.

İşte bunun adı iki ailenin Müsahib olmasıdır. Yani iki aile bireylerinin ilke birliği, yaşam birliği ve daha da ileriye giderek kardeşlik anlaşmasının musahiplik vesilesiyle ikrarlaşmasıdır. Alevilik’de Müsahip olmadan önce belli olgunluk aşamaları vardır.

 

LOKMA CEMİ:

Adına Lokma Cemi dediğimiz Cem, kulun kula razılık Cemidir. Bir helallaşma Cemidir. Adak Kurbanları, Adak yemekleri bu Cemde yapılır. Anadolu’nun bazı yörelerinde Lokma Cemi, Dardan indirme Cemi olarak da anılmaktadır. Dardan indirme, anne, baba veya bir yakının Hakk’a yürümesiyle ilgilidir. Baba, Anne veya bir yakın akrabası Hakk’a yürüyen kişi, ilk üçüncü günü bir yemek verir. Yedinci ve Kırkıncı günü tekrar bir yemek verilir. Bu her üç yemeği sunmak gelenektir. Daha sonra aynı yıl içinde dardan indirme cemi yapılır. Bu Cemin belli bir günü yoktur.

Ölen kişi için Alevilikte, “Hakk’a yürüdü” deyimi kullanılır. Hakk’a yürüyen kişinin tüm tanıdıkları, alış veriş ilişkisi olduğu kimseler, çevrede, işyerinde tanıdığı akraba ve arkadaşları çağrılarak hem halkın huzurunda, hem de Hakk`ın huzurunda razılık alınır. Borcu varsa ödenir. Alacağı varsa alınarak yakınına teslim edilir. Sağlığında gücendirdiği kimseler varsa onların razılığı alınır. Kurallar yerine getirildikten sonra yemekler yenilir. Gülbenkler okunarak kişiye razılık verilmiş olunur. Onun canının arınmış olarak Hakk`a kavuşması ve başka bir tende can bulması için dua edilir ve dilenir.

 ABDAL MUSA CEMİ:

Abdal Musa, Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin kerametler gösteren önemli halifelerindendir. Abdal Musa, Alevi ve Bektaşi’lerde saygı ile anılan “sultanlık” payesi almış, bir çok kerametleri olan velilerden birisidir.

Abdal Musa Ceminde kural olarak bir yola alınma veya görgü amacı yoktur. Özellikle Ege ve Akdeniz yöresinde adına Tahtacı ve Çepni dediğimiz boylarda Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gecelerde adak kurbanları gibi konularla ilgili Cem düzenlenir. Bu cemler’de köy halkı biraraya toplanır. Dargınlar, küsler barışır, komşular birbirlerine lokma verirler.

GÖRGÜ CEMİ:

Alevilikte görgü Cemi özellikle tüm kurallarıyla değişik yörelerde noksansızolarak tatbik edilir. Görgü Cemine girebilmek için, Müsahipli olmak, adap veahlaka uygun olmak, düşkün olmamak, yani toplum içerisinde her hangi yüz kızartıcı bir suçu bulunmamak gerekir. Kişinin mevki ve makamı ne olursa olsun Cemevi’nin eşiğinden adımını attıktan sonra, ceme katılan canlar kendi arasında bir fark gözetmemek ve Hak Muhammet Ali Birliğine inanmaktır. Bilindiği gibi Görgü Ceminin bir diğer adı da Kırklar Cemi’dir. Alevi inanç geleneği, Görgü Cemi’nin kökenini Muhammed Peygamberin Miraç’tan döndüğünde Kırklar Cemi’ne alınışına bağlamaktadır.

Alevi Cemleri, Ceme katılan aileler tarafından sosyal dayanışma suretiyle yapılır.



İMAM HASAN-ÜL ASKERİ

11. İmam: HASAN-ÜL ASKERİ

Adı: Hasan Askeri

Ünvanları: Askeri (Samarra’da askerlerinbulunduğu bir bölgede otururdu. Askerlerinkendisine gösterdiği büyük ilgi ve saygıdan ötürü El-Askeri “mahlası” takma adı verildi; EbuMuhammed….

Anası: Hunes

Babası: Ali Naki

Doğum yeri ve tarihi: Medine, 846

Çocukları: Bazı kaynaklarda 12 çocuğunun olduğubelirtiliyor

Yaşadığı dönemin Halifesi ve yönetimi: Abbasi halifelerinden Mu-temid

Şehadet tarihi: Irak / Samarra, 874

Türbesi: Irak / Samarra’dadır

Şehadet sebebi: zehirletilerek şehit edildi

Konunun özeti:

İmam Askeri lakabıyla tanınan İmam Hasan Askeri,İmam Ali Naki’nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 11.İmam oldu. Annesinin adı Hunes’dir. Muhtemelen 846 tarihinde Medine’dedünyaya geldi. İmam Askeri de diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halküzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 874 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Mütamid tarafından zehirlenerek şehit edildi. Kabribabası İmam Naki’nin türbesinin yanında, Irak /Samara kentindedir.

İmam Askeri’nin İmamet döneminde uzunca süre EhliBeyt bendeleri ile İmamın görüşmesi Abbasi Halifesi tarafındanyasaklanmıştı. Sadece çok özel durumlarda görüşme olanakları vardı.Zaten Ehli Beyt’e bağlı olan önemli Alim ve şahsiyetler, ya göz hapsindeydiler,ya da çevreleri ile ilişkileri yasaklanmıştı Ancak tüm bunlar bilginin ve sevginin diyaloğunuengeleyemiyordu. Çok geniş halk kitleleri tarafından tanınan ve sevilen İmamlarınvarlığı, Hilafet makamını ciddi bir biçimde huzursuz ettiği için, diğer İmamlar gibi,İmam Askeri de aynı şekilde uğradığı zulümlerin ardından şehit edildi.

İmam Ali Naki de diğer imamlar gibi bütün yaşamıboyunca Hakk-Muhammed-Ali Yolu’nun yüceliğini korumak için çevresine örnekolmuştur.

İMAM HASAN ASKERİ’DEN GÜZEL SÖZLER.

  • Münakaşa etme; yoksa değerin yok olur.
  • İki yüzlü ve iki dilli olan kul ne de kötü kuldur; yüzünekarşı kardeşini över, arkasında ise dedikodu eder.
  • Öfke, her kötülüğün anahtarıdır.
  • En huzursuz insanlar, kin güden kimselerdir.
  • Cahilin kalbi ağzındadır; hikmet sahibi olan kimseninağzıysa kalbindedir.
  • Hakk`ı terkeden her güçlü, zelil olur; Hakk`a sarılan herzelil de, izzet kazanır.
  • Cahil ile dost olan ıstırap çeker.
  • Bir kimseyi zahmete sokacak bir şeyle ona ikramdabulunma.
  • Kardeşine gizlide öğüt veren onu kutsamış, halkınönünde öğüt veren de onu kötülemiştir.

 

Muhammed Taki’nin nurunda idim

Aliy-yün Naki’nin sırrında idim

Hasan–ül Asker’in darında idim

Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban

– Şah Hatayi –

Aleviler; İmam Hüseyin’in Yezide karşı vermiş olduğuhaklı mücadeleden ve geriye bırakmış olduğu “Onurlu.. Saygın.. Duruş`u“insanlığın haysiyet ve şerefine, tabi-i nesnel-maddi varlıklarına özenlesahiplenmişlerdir. Ve onlar kutsal vicdani faziletlerine, her türlü haksızlığakarşı boyun eğmemişlerdir.

Sevgi ile adalet temelinde barışçıl bütün değerlermanzumesine” sahip çıkmış değer katmışlardır.