1. İmam: İMAM Hz. ALİ

Ünvanları :

Ali-ye’l Murtaza. Şah-ı Merdan Ali..

Tanrı’nın Arslanı…  (Miraç’la ilgili: Hz.Muhammed’in parmağındaki yüzük-Hatem..  Arslan… Cebrail… Kırklar Cemi-Hz. Ali ve “Ya Ali sana erdim.. sır-rınaeremedim!..” sözüyle Hz. Muhammed’in Hz. Ali’ye şaşkınlıkla hayranlığı hk. menkibesi-söylemi)…

Cenab-ı Ali… (tanrısallık hükmünde algılanan Hz. Ali.)

Haydar-ı Kerrar… (Tekraren.. yineleyen yılgınlık göstermeyen)…

Emir-i nahl… (Arapçada: Arı… Balarısı)…

Emir-ül müminin… (Miminlerin lideri, öncüsü, emr-i otoritesi.).

Esedullah… (Tanrı Aslanı olarak algılanan Hz. Ali’nin lakabı.)..

Aliyyü’l Murtaza. ..(Seçkin, güvenilir, faziletli-erdemli.. alim, bilge.).

Eb-u Turab… (Su.. ve de toprak… “ Enginliği gönüllü…”)

Anası: Fatima Bin Essad (veya Bin Essed!..)

Babası: ​Ebu Talib (Abu Talip)

Doğum yeri ve tarihi: Kabeyi Beytullah / Mekke–Suudi Arabistan 21.Mart 599

Eşi: Hz. Fatımatüz Zehra (Hz. F. Zöhre hakka yürüyene kadar Hz. Ali evlenmez)

Çocukları: Hasan, Hüseyin, Muhsin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm

Yaşadığı dönemin Halifeleri ve yönetimi: Ebubekir, Ömer, Osman, Muaviye (5. Halife)

Şehadet tarihi: 24 Ocak 661 – 1 ile 3 gün yaralı kalır! (Hicri 21 Ramazan 40)

Türbesi: Küfe (Bugünkü Necef’te)

Şehadet sebebi: Ebu Süfyan oğlu ve Yezid’in babası olan 5. Halife Muaviye tarafından, yine Ebu Süfyan soyundan İbni Mülcem.tarafından zehirli kılıç darbesiyle şehit edilmiştir.

Eserleri ve bilgi alanları:

Hz. Ali’nin fazilet ve eserleri – yaşamındaki örnek davranışları – günümüze kadar süregelmiştir. Özellikleri Hz. Ali Alevilik için çok önemli, olmazsa olmazıdır. İnancımızın temelidir.

Tanrı konusundaki görüşü ile inanca yön vermiştir.

Ene-l kuran-ün natık-u (Ben konuşan Kuran’ım) diyerek insanı tanrılaştırıp, onun sözlerini kuran değerinde görmekte.

Hz. Ali`nin yol gösterici sözleri/mesajları:

  • İnsanlar bilmedikleri şeye düşmandırlar…
  • Alim, ölü olsa bile diridir. Cahil diri olsa bile ölü…
  • İki şey vardır ki sonu bulunmaz: Bilgi ve akıl
  • İki haris vardır ki doymazda doymaz: Bilgi isteyen, dünya dileyen.
  • Cahil çoğalınca alimler garip olur…
  • Kendini bilmeyen, başkasını nasıl bilir…
  • Ölç, biç sonra kes; düşün, taşın sonra söyle; anla, bil sonra yap…
  • Cahil dostundan çok akıllı düşmanına güven…
  • Söyleyene bakma, söyletene bak…
  • İnsanların en fazla bağışlaması gerekeni, ceza vermeye en fazla gücü yetenidir…
  • Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söylemiş gibidir…
  • Soruya verilen yanıt çoğaldıkça, doğru gizli kalır…
  • Düşmanla da ihtiyatlı düşmanlıkta bulun; olabilir ki bir gün sana dost olur…
  • Ayıbın en büyüğü, ona benzer bir ayıp sende varken başkasını ayıplamandır…
  • Hak zordan güçlüdür.. er veya geç galip gelir…
  • Hakkını savunmayan kişi; hem kakkını ve hem de onurunu kaybeder.
  • Kötülüklere karşı, tek başınıza da olsanız suskun kayalar gibi direnin.

Yolumuzun temeli; Hz. Ali tahminlere göre 21 Mart 598 tarihinde Mekke’de doğmuştur. Kabe’de doğmuş olan tek kişidir. Annesi Fatıma’dır. Haşim’in oğlu Esed’in kızıdır. Babası ise, Ebu Talib’dir. Ebu Talib de Haşim’in oğlu olan Abdülmüttalib’in oğludur. Bu nedenle Ali, anne ve baba soyu bakımından tam bir Haşimi’dir. Annesi adını, “arslan” anlamına gelen “Esed” veya “Haydar” koymak isterse de, Hz.Muhammed’in isteğiyle “Ali” adı konur. Diğer adlarsa ona lakap olarak verilmiştir.

En çok kullanılan lakabı, “Tanrı rızasını kazanmış” anlamına gelen “Murtazâ”dır. Önemli künyesi “toprak babası” anlamına gelen “Ebü-Turâb”tır. Bu son künyeyi kendisine Hz. Muhammed verdiğinden, Ali genellikle bu künyesini yeğlemiştir.

Hz. Muhammed; Ali beş yaşındayken O`nu yanına alarak bakımını üstlenir. Bu durum 18 yaşına dek sürer. Böylece Hz. Ali’yi Hz. Muhammed eğitmiş, kişiliğinin oluşmasına yardımcı olmuştur.

Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’e bağlılığı kuşkusuz; “tam bir teslimiyet içinde ve aşk düzeyinde”dir. Peygamber’in Medine’ye göçü sırasında onun yatağına yatarak canını feda etmeye hazırdır. Hz. Ali’nin ilim ve irfan açısından sahabelerin en öndegelenlerinden olması konusunda kimsenin kuşkusu yoktur.

Hz. Ali, amaçlanan ilk İslam öğretisini en iyi vebatîni bir dilde yorumlayan ve bunu topluma benimsetmeye çalışan kişiliktir.

Hz. Ali, 622 yılının sonlarında Hz. Muhammed’in eşi Hatiçe-i Kübra’dan doğan Fatıma-tı Zehra ile evlenir. Hz. Fatıma, örnek bir anadır. Yeni oluşturulan İslam toplumunda ideal kadın örneğidir. Bu evlilikten Hasan, Hüseyin, Muhsin, Zeynep ve Ümmü Gülsüm doğarlar. Hz. Muhammed’in soyu, Ehlibeyt ile devam eder. 606 yılında doğan Fatima, babasından 3-4 ay sonra, yani 632 yılında 26 yaşında Hakka yürür (İkinçi Halife Ömer Bın Hatab tarafından dövülüp tekmelenerek kaburgaları kırılır, kırk günlük bebeği Muhsin’de darbe alır, anne ve bebek şehit olurlar. Hz. Ali, aynı yıl iki önemli desteğini yitirmiştir.

Hz. Ali, Fatıma Ana’nın sağlığında ikinci bir evlilik yapmamıştır. Arap geleneğini çiğneyerek tek eşli olarak kalır. Ancak onun Hakk’a yürümesinden sonra evlilikleri ve bu evlilikerden çocukları olur.

Hz. Ali, Ebubekir, Ömer ve Osman`ın entrikalarla Halife seçilmelerini izler ancak onlara biat etmez. Sabırla çevresindekilere, yol konusunda ve prototip kamil insan konusunda örnek teşkil eder.

Muaviye, Şam’ı başkent edinerek Suriye’ye yerleşir. Devletinin güçlerini orada toparlar. Hz. Ali, Küfe’yi merkez edinerek Irak topraklarına ağırlık verir. Küfe’ye çekilmiştir. Orada Haricilerden İbnü’l Mülcem al-Sarimi tarafından 27 ocak 661 tarihinde zehirli bir kılıç darbesiyle vurulur. İki gün sonra yaklaşık Ramazan ayının 19. günü şehit olduğu zaman 63 yaşlarındadır. Irak`ın Necef şehrinde defin edilir.

Daha sonraları burada Necef kenti (bugünkü Meşhed-i Ali) kurulur. Türbesinin bulunduğu yer, Necef-i Eşref adıyla anılmaktadır. Hz. Ali, 4 yıl 9 ay halifelik yapmıştır.

İç çekişmelerin doğurduğu sorunlar nedeniyle Hz. Ali’nin kabri 200 yıldan fazla zaman gizli tutulmuştur. Ama Ehlibeyt’ten ve Oniki İmamlardan olan kimseler Necef’teki kabrini, ilk kez Abbasi halifelerinden Harun-ül Reşit 786 yılından sonra belirleyerek yaptırmıştır.

Hz. Ali ve ailesi son derece mütevazı ve sade bir yaşam sürmüştür. Hz. Ali’nin “Sünni” ve diğer “Şeriatçılarca zahiren” algılanması ve Şeriat yaşamındaki pratikleri genelinde Sünni ve Şii kaynaklarına dayanır. Bu bilgilerin hangi amaçla ve kimler tarafından ortaya atıldığını bilmeden doğruluğu konusunda kuşkular oluşmaktadır.

Alevi-Bektaşiler, Hz. Ali’ye yüklenen misyonu açık ve net olarak anlatmalıdırlar.

Recep Tayyip Erdoğan ve benzeri zihniyetle aramızdaki farkı ortaya koymalıyız.

Ne demişti Erdoğan: “Eğer Alevilik Ali’yi sevmekse, biz en hakiki Aleviyiz”. Eğer aradaki farkı koyamazsak, gün gelir bu zihniyet toplum tarafından benimsenebilir. İçimizde ötekileşiriz. Asimilasyon değirmemine kendi ellerimizle su taşımış oluruz.

Ey benim Şahım, sığınağım,

Fazlı Rahmanım Ali,

Selam ey Şah-ı Merdan Ali

Selam ey Fazl-ı Yezdan Ali!

Sünni ve şeriatçı anlayış ve iktidar, yüzyıllarca Ali düşüncesini yok etmek için, Aleviler hakkında ölüm fetvaları çıkarmış, onları yargılayıp binlerce Aleviyi öldürmüşlerdir. Yok etmeye çalıştıkları Ali, Alevi anlayışındaki Ali’dir. Yani; insanı tanrı katında gören, eşitlikci, cem tutan, semah dönen, kadını toplumsal yaşamda eşit değerde gören ve örtünmeye zorlamayan, zekat değil paylaşmayıbenimseyen, 72 millete aynı nazarla bakan; eline, beline, diline, eşine aşına işine sahip çıkmayı benimseyen Aliciliktir.

Hz. Ali’yi farklı kılan özelliklerin başında şüphesiz Hz. Ali’nin Tanrı algılaması gelmektedir. O “Ben görmediğim, bilmediğim Tanrı`ya tapmam” demiştir. Buradan yola çıkarak Hz. Ali’nin tarif etmiş olduğu tanrı algılayışı bizim Tanrı anlayışımızdır diyebiliriz. Tanrı; bir başkası tarafından görülebilir, hissedilebilir, dokunulabilir, onunla temasa geçilebilir.

Hz. Ali’nin “konuşan Kuran” kavramı, farklı olan başka bir özelliğidir. O, insanı tanrısallaştırıp, onun sözlerini Kuran değerinde görmektedir.

Sıffın savaşında yenilmek üzere olan Muaviye, derilere yazılı Kuran surelerini mızraklara takarak hileye başvurduğunda; Hz. Ali “Enel kuran-ı natık ” (Ben konuşan kuranım) diyerek, bu hileye dikkat çekmiştir. Bu sözleriyle mızraklara takılmış olan Kuran, yaratılmamış yazılmış bir kitaptır, bir daha yazılabilir. Çünkü herşey insandadır. Bu sözü ve davranışıyla Ali, aklın yolunu seçmiştir.

Zamanın bilgini olması ve akılcı davranışı ve yaklaşımları, gücü ve cesareti veliliğinin kerametleri olarak nitelendirilmiş, sayısız söylenceler yaratılmıştır. Kendi kendinin cesedini yıkayan, tabuta koyan, bir deve üzerinde deveyi götüren; kısacası ölmeden ölümsüzleşen bir Tanrı oluşturulmuştur.

Alevi inancında Ali tekrar dünyaya gelir. Çağına damgasını vurmuş kişilerde Ali zuhur eder. Yani; Ali don değiştirip tekrar ortaya çıkar.

Hz. Ali’nin kılıcı kanlı olan kılıç değil, tahta olanıdır; yani: insanlara cihat açmaz, kulluk görevlerini ibadetle değil insanlara sorumluluklarıyla belirler.

Aleviler; Hakk’ın insanda tecelli ettiğini söylerler ve Hz. Ali`nin örnek kamil insane olduğuna inanan Yedi Ulu Ozanlar ve daha niceleri bu nedenle O`nu olağanüstü niteliklerle anlatırlar.

 

OZANLAR DİLİYLE HZ ALİ:

SEYYİT İMADETTİN NESİMİ’NİN GÖZÜ İLE

Ey benim Şahım, sığınağım,

Faylı Rahmanım Ali,

Selam ey Şah-ı Merdan Ali

Selam ey Fazl-ı Yezdan Ali

 

ŞAH İSMAİL’İN (ŞAH HATAYİ) GÖZÜ İLE

Sufi Mezhebimin Nesin Sorarsın

Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz

Gözlüye Gizli Yok Ya Sen Ne Dersin

Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz

Her Kimin Ki Çerağını Hak Yakar

Mümin Olanları Katara Çeker

Aslımız On İki İmama Çıkar

Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz

Şah Hatayi’m Eydür Muhammed Ali

Onlardan Öğrendik Erkanı Yolu

Ali Muhammed’dir Muhammed Ali

Biz Muhammed Ali Diyenlerdeniz

 

PİR SULTAN ABDAL’IN GÖZÜ İLE

Binbir adı vardır birisi Hızır,

Her nerde çağırsam orada hazır.

Ali’m Padişahtır Muhammed vezir

Bu fermanı yazan Ali değil mi?

Ali ile Muhammed kurdu bu yolu

Mümine saçıldı tarikat gülü

Bir ulu dergâhtır sürelim demi

Ali ile Muhammed’in aşkına

 

FUZULİ’NİN GÖZÜ İLE

Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela’ya,

Cibril koş haber ver Sultan’ı Enbiyaya

Şukr-ı Huda ki sâye fekendest ber serem,

İkbal-i müstedâm-ı tü ya Murtezâ Ali,

Behr-i necat ber heme çün tâat-ı Hudâ

Farzest iktiram-ı tü ya Murtezâ Ali,

Mânend-i Kâ’be ma’bed- ins u melaikest,

Her câ buved makaam-ı tü ya Murtezâ Ali,

Türkçesi: Şükür olsun Tanrıya ki ya Murteza Ali, senin daimi ikbalin, başıma gölge salmıştır. Sana hürmet etmek kurtuluş için Tanrıya ibadet gibi herkese haktır. Makamın neresiyse orası, Kâbe gibi insanların da ibadetgâhıdır, meleklerin de. Lûtfunun umumi ve şâmil sofrasından Fuzûli’ye her an binlerce feyiz erişmektedir

 

YEMİNİ’NİN GÖZÜ İLE

İmamü’l Müttekinsin bellü bayık

Erenler merdinin merdan’ı Hayder

Cemad’a dil verirsin emr-i Yezdan

Verir nutkun ölüye canı Hayder.

 

VİRANİ’NİN GÖZÜ İLE

İstemem alemde gayrı meyvayı

Tadına doyulmaz balımdır Ali

İstemem eşyayı verseler dahi

Korkmazam sünbülü gülümdür Ali

Virani’yem düştüm şimdi derdine

Vücudum gark oldu çile bendine

Gönül sormaz oldu kendi kendine

Söyler dehanımda dilimdir Ali

 

KUL HİMMET’İN GÖZÜ İLE

Bugün yâr bize geldi Gülleri taze geldi

Önünde Kanber ile, Ali Murtaza geldi.

Ali benim mâhımdır, Kâbe kıblegâhımdır

Mir’aç’taki Muhammed. O benim padişâhımdır….

 

İmamet:

Burada İmamet makamına değinmek gerekir: Aleviler; kutsal bilginin yani Tanrı kelamının; seçimle gelen Halifelerin değil; Tanrı kelamına vakıf olmuş kişiliklerin temsil edeceğine inanırlar. Bu nedenle Hz. Ali; Alevilerce Halife olarak değil “Veliyullah”ya da kısaca “veli” olarak anılır. Hz. Ali’nin görevi sadece toplumu yönetmek değil, Veliyullah vasfıyla donatılmış (Tanrısal sıfatların en belirgin olduğu ve bu mertebeye hiç bir peygamberin ulaşamadığı algılanır; cümle Nebilerin şahıdır) olduğundan, Tanrı’ya en yakın uludur. Olgunluk derecesi bakımından en yüksek aşamadadır… Ölümsüzdür, yücedir.

Anadolu Alevi ve Bektaşi’liğinin temelini oluşturan, ona bir inanç kurumu niteliğini kazandıran “velilik”tir başka debaşka deyişle “imamlık”tır. Bu kurum on iki imamla sınırlandırılmıştır. Bu kurum Hz. Ali ile başlar ve İmam Muhammed Mehdi ile sona erer. On iki İmamlar Hz. Ali’nin soyundan gelirler. Bu kutsal kişiliklerin ayrı ayrı olgunluk aşamaları ve kendilerine has ayrı özellikleri vardır. Dünyadaki bütün Aleviler on iki imam sevgisi konusunda birleşirler. Sözlük anlamı ile imam; bir inanç topluluğunun öncüsü, başı, veya önderidir. O’nun varlığında dile gelen, biçimlenen inançlar o yolun özünü oluşturur.

Alevi’lere göre imam, üstün nitelikleri ve Tanrısal sıfatları taşıyan zatlardır.

Hz. Muhammed “Ben İlim şehriyim, Ali onun kapısıdır, İlim isteyen kapısına gelsin’’ derken, diğer bir yanı ile de muhakkak ki Hz. Ali’nin bilgeliğine dikkat çekiyordu.

Hz. Ali’nin öğretileri arasında en çok öne çıkan öğelerden biri onun büyük ilim sahibi olması ve bunu insanlarla paylaşmak istemesidir.

Hz. Ali, zulmü ve insanlara haksızlığı şiddetle men etmekte, defalarca haksızlığa uğranılsa dahi, insanların kendilerine haksızlık edenlere zulüm yapmamalarını ısrarla vurgulamaktadır.

O, her türlü yalan, dolan, iftira, ikiyüzlülük ve kem sözden insanları caydırmaya çabalar. Mütevaziliği ve alçakgönüllüğü öven, cahil ve yeterince erdem sahibi olanlardan mesafeli durulmasını öneren, dayanışmayı, dürüstlüğü ve adaleti bayrak edinen bir ulu zattır.

Hz. Ali. İnsan olmanın temel ilkelerinden biri olarak da nefsin köreltilmesini (kontrol altına alınmasını) tavsiye eder ve uygular.

O, hiç bir insanı kınamayı hoş görmediği gibi, insanları mensup olduğu kavimler (ırklar) konusunda da eşit tutar. İnsan haklarına son derece uyan ve saygı duyan, kul hakkını kutsal gören, insanların kula hakkına riayet etmelerini, müslüman olmasalar dahi tüm insanlara adaletle yaklaşılmasını telkin eder.

Hz. Ali, kimsesizleri, yetimleri, dulları, köleleri, yaşlıları, bedensel özürlüleri ve çaresizleri korurdu. Onlara toplumun dayanışma ruhu ile sahip çıkmalarını isterdi.

Hz. Ali, gönül zenginliğini, mal zenginliğinden üstün tutar. Erdemi, olgunluğu; kişinin kendisini bilmesi olarak görür. Dünyevi tutkulardan uzak mutasavvıf bir kişilik sergiler. Şöhret ve zenginliği önemsemez. İnsanların gönül gözünü açmalarını ve tasavvufa yönelmelerini ögütler . Bütün bu özelliklerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir dahi ve ulu Evliya çıkıyor.

O hem arı, hem de arıtıcı. O hem zahiri, hem de batini bir sır.

O hem başta, hem sonda. O hem insan, hem nur.

O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul.

O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları deha.

O hakkında’’Sırrı hakikatına eremedik’’ denilen Veliullah`dır

Fazilet-i İmam Ali

Muhammet Ali’nin aslın sorarsan

Taç Muhammet ismi baş ile geldi

Eğer Hakk’ı öz kalbinde ararsan

Hatice Fatima kaş ile geldi.

Gözde bir nokta var Ali bilesin

Fehm et ki Hakk’ı kendinde bulasın

Cavidan ilminden haber alasın

Hasan’la Hüseyin huş ile geldi.

Kirpiktir Zeynel’dir secdeyi kılan

Bakırdır burnundan kokuyu alan

Cafer’dir yüzünde balkıyıp duran

Yedi hat üstünde beş ile geldi.

Bıyıktır sakaldır Kazım-ı Rıza

Dudağı Taki’den dersini düze

Ağzı suyunu Naki’den süze

Hasan el Askeri dişile geldi.

Dilinde söyleyen Mehdi’dir meğer

Mümin müslüm onun vafsını eyler

Sıdkına çağıranların kalbine doğar

Ah eder didesi yaş ile geldi.

Münkür münafıklar bu sırra ermez

Aldanır karaya fehmine varmaz

Hakikattan arar Adem de bilmez

Dolar bir mescide boş ile geldi.

FEDAYİ çağırır Settar el Gafur

Adem’e Hak bilmeyen mutlaka kafir

Adem değil midir hatem-ül mühür

Bu sevda serime cuş ile geldi