Dedelik kurumu ve ocaklar

Ocakların İmamlarla bağlantısı ve Ocak Sistemi

Ocak, Anadolu halk inançlarında büyük yer tutar. Bunun eski geleneklerle bağlantılı olduğuna dair birçok araştırmacı görüş belirtmiştir “soy ve sülale” anlamında da kullanıla gelmiştir.

Her Dede veya ana ailesi bir ocağa dahildir. Onun temsil ettiği değerlere büyük kutsallık ve manevi güç atfedilir. Aleviler arasında da ocaklara karşı büyük bir saygı vardır. Ocaklarla ilgili olağanüstü birçok kerametlerin sözkonusu olduğu olay (menkıbe) dilden dile aktarılır. Ocak ailelerine mensup olmak bazı özel ayrıcalıkları da beraberinde getirmiştir.

Genel olarak Alevi-Bektaşi topluluklar cemaat yapılanması bakımından dergahlar ve ocaklara bağlıdırlar. Toplumsal planda dergah ve ocak disiplini esastır. Bu organizasyon kutsal temellere dayanmaktadır çünkü bu ocakları oluşturmuş aileler keramet sahibi ululardan gelmektedir. Bu ulu kişiler, aynı zamanda İslam Peygamberinin ve Ehlibeytinin soyuna dayanmaktadır. “Hak-Muhammed-Ali Yolu” olarak adlandırılan ve kutsanan bu yol, Ehlibeyte dayanan dede aileleri yani “Ocaklar” aracılığıyla yüzyıllardır süregelmektedir.

Alevi Ocakları, örneğin; Dede Garkın, Sarı Saltuk ve Hıdır Abdal gibi Alevi geleneğinin evlad-ı resul (seyyid) saydığı ve kutsal kabul ettiği din ulularının adlarını taşımaktadır. Ocaklar zaman içerisinde, bu kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik görevinin ocakzade dedeler (seyyidler) tarafından yerine getirilmesi bir gelenek halini almıştır.

Hem kaynaklar ve hem de sözlü geleneğe göre Dede ocaklarına adlarını veren şahsiyetlerin bu konumlarını belirleyen üç önemli unsur vardır:

Soy: Ocak Ulularının bazıları gerçekten soy yoluyla Hz. Ali’ye bağlanmaktadır. Şecerelere her ne kadar ihtiyatla yaklaşmak gerekse de bunların tümünün düzmece olduğunu iddia etmek de doğru değildir. Demek ki bazı ocak uluları gerçekten Hz. Ali soyundan gelen ocakzade bir soya mensupturlar.

Keramet: Yine sözlü geleneğe ve şecerelerde yazılanlara göre bazı ocak uluları da olağanüstü güçlere sahip olmaları ve keramet göstermeleri nedeniyle ocak kurucusu olmuşlardır ki bazı Dedeler de onların soylarından gelmektedirler. Bu kerametler arasında ateşe hükmetme, zehir içme, duvarı yürütmek gibi kerametler sayılabilir.

Hizmet: Bazı ocak uluları da Hacı Bektaş Veli dergahında yaptıkları hizmetleri karşılığında Alevileri özellikle inanç ve ibadet konularında eğitmek üzere görevlendirmişlerdir. Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Seyit Cemal, Güvenç Abdal gibi bazı ocak ulularını Anadolu’ya Alevi taliplere dedelik yapmak üzere göndermiştir.

Bu konuda farklı Alevi-Bektaşi grupların mensup oldukları ocak sahipleri;

Dedebabalar, Çelebiler, Ocakzade Dedeler, Babalar ve Dikme Dedeler, ocakların oluşum zamanı konusunda farklı görüşler ileri sürmektedirler. Bu görüşleri genel olarak şu şekilde özetlemek olanaklıdır:

  • Alevi Ocakları Hacı Bektaş Veli zamanında ortaya çıktı.
  • Alevi Ocakları Hacı Bektaş Veli’den önce vardı. Hz. Ali’nin soyundan gelen ailelerce oluşturuldu.
  • Alevi Ocakları Şah İsmail’den sonra ortaya çıktı.
  • Anadolu’ya gelen kabilelerin dinsel/siyasal lideri Türkmen babaları Ocakzade Dede ailelerini oluşturdular.

AĞU İÇEN OCAĞI (KARA DONLU CAN BABA) BABA MANSUR OCAĞI/ CELAL ABBAS OCAĞI/ DERVİŞ CEMAL/ SEYİT CEMAL OCAĞI/ İMAM MUSA-İ KAZIM OCAĞI/ İMAM ZEYNEL ABİDİN OCAĞI/ KUREYŞAN OCAĞI/ HACI KUREYŞ OCAĞI/ MUNZUR BABA/ HUBYAR SULTAN/ SULTAN MUNZUR OCAĞI/ PİR SULTAN OCAĞI/ ÜRYAN HIZIR/ SULTAN HIDIR OCAĞI , gibi Alevi geleneğinin evlad-ı resul (seyyid) saydığı ve kutsal kabul ettiği din ulularının adlarını taşımaktadır. Ocaklar zaman içerisinde, bu kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik görevinin ocakzade dedeler (seyyidler) tarafından yerine getirilmesi bir gelenek halini almıştır.

 

DEDELİK KURUMU

Alevi Ocaklarında Dedelik Kurumu üçlü bir hiyerarşiye dayanır: 1-Mürşid, 2-Pir, 3-Rehber. Kimi yörelerde bu hiyerarşi Pir ve Mürşid’in yer değiştirmesi şeklinde uygulanmaktadır.

Yani şu şekildedir: 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber Şüphesiz bu üçü de dedesoylu olan kişi için varolan bu sıralama işlevseldir. Birbirlerini tamamlarlar, biri olmaksızın diğeri anlamsızlaşır. Tümü de ocakzade olan yani dedesoylu olan dede aileleri bu görevleri paylaşmışlardır. Görev paylaşımı daha çok aynı ocak ve yakın akraba Dede aileleri arasında gerçekleşmektedir. Bazı yerlerde bu hiyerarşik görevlendirmeyi çeşitli Ocaklardan Dedeler toplanarak bir seçim şeklinde yapıyorlarmış. Bu gelenek Avrupa`da yeniden uygulama olanağı bulmuştur. Kızılbaş Alevi dedelerini genel olarak üç kategoriye ayırabiliriz:

1-Bağımsız ocakzade dedeler:

Daha çok Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli, Erzurum yörelerinde bulunan bağımsız ocakzade dedeler Hacı Bektaş Veli’yi pir ve serçeşme kabul etmekle birlikte, Hacı Bektaş’ın postunda oturan ve onu temsil ettiğine inanılan Çelebilerden icazetname (hüccet veya izin) almaksızın taliplerinin hizmetlerini görürler.

Bu düzende Ocak sistemi ve Dedelik kurumu büyük rollere sahiptir. Kırda varolan sosyal yapılanma Ocak sistemi ile oldukça uyumlu çalışmış ve zaten bu yapılanma gereğ i Ocaklar ve onu temsil eden Dedeler oldukça inisiyatif sahibi, güçlü konumda olmuşlardır. Bu nedenle biz bu Ocakzade dedeleri “bağımsız” olarak nitelendiriyoruz.

2-Hacı Bektaş Çelebilerine bağlı dedeler/babalar:

İkinci grup dedeler ise belli aralıklarla -genellikle yılda bir- Hacı Bektaş Veli postunda oturan Çelebilerden onay almak ve dergaha parasal veya eşdeğer bir ödemede bulunmak suretiyle dedelik/babalık hizmetlerini yerine getirebilirlerdi.

Bu hizmet de genellikle babadan oğula geçmekle birlikte, Ocakzade dedelerde olduğu gibi Evladı Resul olmak koşulu aranmıyordu. Özellikle Orta Anadolu bölgesi’nde Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum gibi illerde bu tip dede aileleri bulunmaktadır.

3-Ocakzade dedelerce görevlendirilen dikme dedeler/babalar:

Dikme dedeler/babalar ise Ocakzade dedelerce görevlendirilirler ve tanınmış bir ocağa mensup değillerdir, ancak ocakzade dedenin yokluğunda taliplerin hizmetlerini görürler. Bazı bölgelerde dikme dedelere mürebbi de denir.

Dikme dedelik uygulaması da koşulların doğal bir sonucu olarak görülebilir. Uzakta bulunan taliplerini sık sık ziyaret edemeyen dedeler taliplerin dedelik hizmetleri yokluğunda da sürsün diye bu çözümü bulmuşlardır. Büyük ölçüde Ocakzade dedelerle taliplerin arasındaki coğrafi uzaklıktan kaynaklanan bu uygulama, uzun vadede ocakzade dede-dikme dede ve ocakzade dede-talip ilişkilerinde zayıflamaya ve kopmaya yol açmış ve sonuçta yeni ocakların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bazı bölgelerde, bu dikme dede aileleri zamanla oldukça etkili bir hale gelmişlerdir.

Kaynak : Ali Yaman, Alevi Ocaklari (Alevi- Bektasi org.)

 

İNANÇ ÖNDERLERİNİN GELENEKSEL İŞLEVSEL GÖREVLERİ

İnanç önderlerimizin köyden kente göç öncesi geleneksel, başlıca görev ve vasıfları, aşağıdaki gibi sıralanabilinir:

  1. Sosyal ve inaçsal bakımdan, topluma önderlik etme ve davranışlarıyla, yaşantısıyla örnek olma,
  2. Toplumu irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme,
  3. Toplumda bütünlüğü ve birliği ile dayanışmayı sağlamak,
  4. Sosyal ve inançsal hizmetleri (cem, cenaze, evlenme törenleri vb.) yönetme,
  5. Adaleti sağlamak , suçluları düşkün etme,
  6. İnancı ve gelenekleri yaşatmak ve aktarmak,
  7. Toplumsal ve sosyal sorunları olanların ve hastaların itikaden ikrarlı oldukları yer

 İnanç önderlerimiz toplumumuza sosyal ve inançsal bakımdan önderlik etmişler ve davranışlarıyla, yaşantılarıyla örnek olmuşlardır. Dedelerin bu saygınlığı daha önce belirtilen niteliklerinden ve hizmetlerinden kaynaklanmaktadır. Topluluğun en önemli ve kutsal görülen erkanlarını onlar yönetir. Toplumu inançsal hizmetlerde yönlendiren kişinin ve yakınlarının örnek alınmaları da doğaldır.

İnanç önderlerimiz yüzyıllarca toplumumuzu irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme görevini başarıyla yerine getirmişlerdir. Kentlere göç sonrasında, bu konuda bazı sorunlar baş göstermiştir.

Alevi Dedeleri topluluğa geçmişe ilişkin bilgi vermenin yanı sıra, ahlak ve inanç esaslarına yönelik öğütler de vermektedir. Aleviler, Dedelerin buyruklarına titizlikle uyarlardı; uymayanlara çeşitli yaptırımlar uygulanırdı. Dedeler, “Buyruk”larda yeralan dinsel esasları, Oniki İmamlar, Kerbela vb. konuları sürekli Alevilere öğretirlerdi. Dedelerin Cemlerde veya katıldıkları diğer toplantılardaki bilgi düzeyleri ve bu bilgileri verirken gösterdiği performans, topluluğu etkileyebilmesi onun gördüğü saygıyı ve etkiyi de artırırdı. Hele Cemlerde bu performansın saz ile birlikteliği yani Dedenin sazı çalmaktaki mahareti topluluk nezdindeki gücünü ve etkisini artırırdı. İnanç önderlerimiz toplumda birliği ve dayanışmayı sağlamak gibi çok önemli bir işlevi de yüzyıllardır yerine getirmişlerdir.

Dedelerin ve Anaların bir diğer rolü de, toplumun iç düzeninin sağlanması ve sürdürülmesinde yatar. Alevi Dedeleri topluluğa birlik bilincini aşılarlar ve böylece toplumsal dayanışmayı sürekli sağlamış olurlar. Kişiler, aileler arasındaki sorunların çözümünde Dedelerin ruhani nüfuzları çok etkili bir güce sahiptir. Dede gittiği bir yerde, önce oradaki kırgınlıkları ve varolan sorunları öğrenir. Bunlar Cem sırasında giderilmeye çalışılır, taraflar dinlenir ve cemaatin de katılımı ile karara bağlanır. Karara uymak, kaçınılmazdır. Ancak kararın yaptırımı yerine getirildikten sonra, o topluluk içerisindeki eski konuma kavuşmak olanaklı olabilir. Aksi taktirde o kişi veya aile artık tümüyle dışlanmış olmaktadır. Yaptırım gücünde varolan sosyal disiplini sağlamaya yönelik bu önlemler herkesi bu yapıya uygun harekete zorlamaktadır. Bu şekilde çözüme kavuşturulan birçok olay mevcuttur. Dede, toplumda birliği ve dayanışmayı, onları zaman zaman denetlemek ve çeşitli yaptırımları uygulamak suretiyle, sağlamış olmaktadır.

İnanç önderlerimiz sosyal ve dinsel törenleri (cem, cenaze, evlenme törenleri vb.) yönetmişlerdir. Alevi-Bektaşilerin ibadetlerinin temeli bu cem törenlerine dayanır. Cemler geleneksel olarak Cuma akşamı denilen Perşembeyi Cumaya başlayan akşam yapılırlar. Ocakzade Dedeler ve Bektaşi Babaları, her yıl düzenli bir şekilde kendilerine bağlı köylerdeki taliplerini ziyaret ederler. Dedelerin, Babaların bu ziyaretleri genellikle, hasat zamanı geçtikten sonra yapılır. Dedelerin ziyaretleri, görgü sorgu zamanı hasat zamanı bitiminde yani güz mevsiminde başlayıp, ilkbahara kadar sürerdi.

Muhammed-Ali meydanı ve Ölmeden önce ölünen yer olarak da nitelendirilen Cem meydanı (Cemevleri), her yönüyle kutsal kılınmıştır. Ancak Dede’nin konuk olacağı ve Cem yapılacak evin büyük bir odaya sahip olmasının yanısıra ev sahibi de titizlikle seçilirdi. Bu aile bireylerinin düşkün olmaması, komşuları ve köylüleriyle sorunlu olmaması, sevilen, sayılan bir aile olması gerekirdi. Aksi taktirde Dede o evde kalamaz ve Cem yapamazdı.

Alevi Dedelerin ve Anaların bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakım görevleri bulunmaktaydı. Topluluk için çok önemli olan böyle zamanlarda dede veya ana mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlaşmalarda dede büyük saygı görür, onun veya bir başka kişinin evinde toplanılır; Dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancındaki önemi üzerine bilgiler verir, toplulukla söyleşirdi. Dede, Hakka Yürüme halinde yas yerine gider, akrabalarına başsağlığında bulunur, dualar eder. Bazı bölgelerde cenazeyi Dede veya vekili yıkar. Cenazeyi Alevi erkânına göre Dede kaldırırdı.

Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarında görülür. Çoğu zaman nikahları Dedeler kıyar, nikah onun duasıyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur ve dualar ederdi. Bu sosyal ve dinsel uygulamalarda Alevi yolunun önderleri sayılan Dedelerin bulunması topluluk açısından büyük önem taşımaktadır. Eski dönemlerde belli bölgelerde Cemler gizli gizli yapılmış, devlet görevlilerinin olası baskınlarına karşı, Cem yapılan yerin kapısı ve köyün belli yerlerine gözcüler konulmuştur. Bu geleneğin kısmen şehirlere göçtükten sonra devam ettiği görülmekte.

Adaleti sağlamak, suçluları düşkün etme:

Alevi Dedelerinin yüzyıllardır topluluk içerisinde hukuku sağlama, adalet dağıtma işlevleri gerçekten ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu işlev, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan düşmanlıkların sona ermesini sağlayarak, toplumsal huzuru sağlıyordu. Birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar, Dedenin huzurunda mutlaka barıştırılır, barışmayanlara çeşitli yaptırımlar uygulanır. Günümüzde Avrupa`da daha çok Alevi Kültür Merkezleri içindeki anlaşmazlıklar veya çelişkiler cemlerde dile getirilmektedir.